DOLANDIRICILIK SUÇUNA İLİŞKİN HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Giriş
Gelişen ekonomik ilişkiler ve teknolojik ilerlemeler, suç tiplerinde de değişim ve çeşitlilik yaratmıştır. Bu bağlamda, bireylerin aldatılması suretiyle ekonomik menfaat elde edilmesini konu alan dolandırıcılık suçu, çağımızda en sık karşılaşılan suç türlerinden biri hâline gelmiştir. Türk Ceza Kanunu’nda hem basit hem de nitelikli halleriyle düzenlenen bu suç tipi, gerek ceza hukukunun temel prensipleri gerekse uygulamada ortaya çıkan sorunlar açısından dikkatle ele alınmalıdır.
Anahtar kelimeler :
1. Kanuni Düzenleme
Dolandırıcılık suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 157. ve 158. maddelerinde düzenlenmiştir:
1.1. TCK m.157 – Basit Dolandırıcılık
"Madde 157 – Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır."
Bu düzenlemede, suçun temel şekli ifade edilmiştir. Failin hileli davranışla mağduru aldatması, mağdurun veya üçüncü kişinin zararına bir işlem yapması ve failin yarar sağlaması suçun oluşması için zorunludur.
1.2. TCK m.158 – Nitelikli Dolandırıcılık
"Madde 158
– Dolandırıcılık suçunun aşağıdaki hallerde işlenmesi hâlinde, faile üç yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası verilir:
a) Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle,
b) Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak suretiyle,
c) Kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle,
ç) Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle,
d) Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında,
e) Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden doğan güvenin kötüye kullanılması suretiyle,
f) Kooperatif yöneticilerinin kooperatif üyelerine karşı işlemesi durumunda,
g) Kamu görevlisinin görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle..."**
Bu hallerde suç daha ağır yaptırımlara bağlanmış olup, failin toplumsal güveni zedelemesi nedeniyle ceza artırılmıştır.
2. Suçun Unsurları
2.1. Fail ve Mağdur
Dolandırıcılık suçu özgü suçlardan değildir; herkes bu suçun faili olabilir. Aynı şekilde mağdur da gerçek ya da tüzel kişi olabilir. Önemli olan mağdurun iradesinin hileyle sakatlanmış olmasıdır.
2.2. Hileli Davranış
Hile, failin mağduru aldatmaya yönelik olarak gerçekleştirdiği her türlü aldatıcı davranışı içerir. Basit yalanlar yeterli değildir; davranışın belirli bir yoğunlukta ve planlı olması gerekir. Yargıtay, hilenin “duyusal algılamaları etkileyebilecek nitelikte” olmasını aramaktadır.
2.3. Aldatma ve İrade Sakatlığı
Mağdur, failin hileli davranışı sonucunda hataya düşmeli ve bu hata neticesinde bir işlemde bulunmalıdır. Aksi hâlde suç oluşmaz.
2.4. Zarar ve Yarar
Fiil neticesinde mağdur veya üçüncü kişi zarar görmeli; fail ya da başkası menfaat elde etmelidir. Zararın ekonomik bir değer taşıması gerekir; manevi zarar bu suçta yeterli değildir.
3. Nitelikli Hallerin Değerlendirilmesi
3.1. Dini Duyguların İstismarı (TCK m.158/1-a)
Dini inançlara duyulan saygının kötüye kullanılması, toplumsal barışı ve inanç özgürlüğünü zedeleyen bir davranış biçimidir. Failin dini bir kavrama dayanarak mağduru aldatması bu kapsamda değerlendirilir. Örneğin, "sadaka toplayacağız" diyerek para toplanması bu suç kapsamındadır.
3.2. Bilişim Sistemleriyle Dolandırıcılık (TCK m.158/1-ç)
Bu hüküm, özellikle internet dolandırıcılığı, sahte e-posta ve SMS’lerle banka bilgisi elde etme gibi suçları kapsamaktadır. Uygulamada “phishing” (oltalama) yöntemleriyle sıkça karşılaşılmaktadır.
3.3. Kamu Görevlisinin Güveni Kötüye Kullanması (TCK m.158/1-g)
Kamu görevlisi sıfatıyla mağdurun güveninin suistimali halinde nitelikli dolandırıcılık söz konusu olur. Örneğin, bir polis memurunun soruşturma bahanesiyle rüşvet istemesi gibi fiiller bu kapsamda değerlendirilir.
4. Uygulamadaki Sorunlar
4.1. Hile ile Sözleşme Hürriyeti Arasındaki Sınır
Hukuki işlemlerde tarafların özgür iradeleri ile hareket ettiği kabul edilir. Ancak failin hileli davranışı, bu özgürlüğü ortadan kaldırır. Bu nedenle, aldatma derecesi titizlikle incelenmelidir.
4.2. Dolandırıcılık mı? Alacak Uyuşmazlığı mı?
Taraflar arasında doğan bazı alacak-borç ilişkileri, haksız kazanç elde etmek amacıyla kurulmuş olabilir. Ancak bu her zaman dolandırıcılık suçunu oluşturmaz. Bu ayrımın yapılabilmesi için failin ilk andan itibaren ödeme niyeti taşıyıp taşımadığı dikkatle analiz edilmelidir.
4.3. İspat Güçlüğü
Dolandırıcılık suçunun soyut ve niyete dayalı bir suç olması, yargılama sürecinde ispat zorluğu yaratmaktadır. Failin hileli davrandığını ve mağdurun bu davranış nedeniyle aldatıldığını somut delillerle ortaya koymak gerekir.
5. Sonuç
Dolandırıcılık suçu, aldatma yoluyla elde edilen menfaat nedeniyle yalnızca bireyin malvarlığını değil, aynı zamanda toplumda güven duygusunu da zedeleyen ciddi bir suç tipidir. Türk Ceza Kanunu, suçun hem temel hem de nitelikli biçimlerini açık şekilde düzenlemiş olsa da, uygulamada her olay kendi koşulları çerçevesinde değerlendirilmek zorundadır.
Özellikle hileli davranışın varlığı, mağdurun iradesinin ne ölçüde etkilendiği, zararın nasıl doğduğu gibi unsurlar, soyut iddialardan çok somut delillerle desteklenmelidir. Bu kapsamda, dolandırıcılık suçuna konu bir olayla karşı karşıya kalan bireylerin ya da kurumların, süreci kendi başına yürütmeye çalışması hukuki hak kayıplarına neden olabilir.
Bu nedenle, dolandırıcılık şüphesi taşıyan bir durumla karşılaşanların, haklarını doğru şekilde koruyabilmek için bir ceza hukuku avukatına danışmaları önem arz etmektedir. Alanında uzman bir avukat, somut olayın niteliğine göre uygun hukuki yol ve stratejiyi belirleyerek müvekkilinin maddi ve manevi haklarını en etkin şekilde savunacaktır.
Unutulmamalıdır ki, ceza adalet sisteminde atılacak her adımın etkisi büyüktür. Bu nedenle, hukuki sürece bilinçli ve profesyonel destekle dahil olmak, telafisi güç zararların önüne geçmenin en etkili yoludur.
Avukat&Arabulucu
Behman Doğuhan BAYAT
