Tehdit Suçu (TCK 106): Norm, Nitelikli Haller, Teşebbüs, İştirak ve İçtima
Giriş
Tehdit suçu, gündelik dilde sıkça kullanılan “gözdağı verme” davranışlarının ceza hukuku bakımından hangi noktada suç oluşturduğunu belirleyen, sınırı ince bir normdur. Bir yandan bireyin korkutularak iradesinin baskılanmasını ve toplumsal barışın bozulmasını önlemeyi amaçlar; öte yandan öfke anında söylenen her sert sözün otomatik biçimde “tehdit” sayılması, ifade özgürlüğü ve ölçülülük ilkeleri bakımından sorunlu sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle TCK m.106’nın uygulanmasında, söz veya davranışın içeriği kadar; söylendiği bağlam, tarafların ilişkisi, önceki olaylar, kullanılan iletişim kanalı, ifadenin somutluğunun derecesi ve mağdurda (objektif ölçütlerle) “gerçekleşebilir bir saldırı” endişesi yaratmaya elverişliliği birlikte değerlendirilir.
Bu makalede tehdit suçunun güncel normatif çerçevesi, basit ve nitelikli halleri, suçun unsurları, teşebbüs-iştirak-içtima meseleleri ve uygulamada karşılaşılan tipik tartışma alanları; özellikle de 2022 ve 2025 değişikliklerinin (kadına karşı işlenme halinde alt sınır ve ceza sınırlarındaki güncelleme) yol açtığı sonuçlar üzerinden, sistematik ve özgün bir yaklaşımla ele alınacaktır.
Anahtar kelimeler: tehdit suçu, TCK 106, nitelikli tehdit, silahla tehdit, imzasız mektup, kadına karşı tehdit, teşebbüs, iştirak, içtima, şikâyet, uzlaştırma
1. Normatif Çerçeve ve Güncel Metin
Tehdit suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümünde yer alır (TCK m.106). Normun iki temel ekseni vardır: (i) kişinin veya yakınının hayatına, vücut bütünlüğüne ya da cinsel dokunulmazlığına yönelik saldırı tehdidi; (ii) malvarlığı itibarıyla büyük zarar veya sair kötülük yapma tehdidi. Birincisi kural olarak re’sen soruşturulur; ikincisi ise mağdurun şikâyetine bağlıdır. Bu ayrım, tehdidin hedeflediği hukuki değerlerin ağırlığı ve devletin koruma refleksinin yoğunluğu bakımından anlamlıdır.
Kanun koyucu, son yıllarda özellikle kadına yönelik şiddetle mücadele perspektifi içinde tehdit normunu da güçlendiren adımlar atmıştır. 12.05.2022 tarihli 7406 sayılı Kanun ile, TCK m.106/1’in birinci cümlesinden sonra “Bu suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı dokuz aydan az olamaz.” cümlesi eklenmiştir. Böylece kadına karşı işlenen “hayat/vücut/cinsel dokunulmazlığa yönelen” tehditte alt sınır yükseltilerek uygulamada daha caydırıcı bir çerçeve hedeflenmiştir.
04.06.2025 tarihli 7550 sayılı Kanun ile ise iki kritik değişiklik yapılmıştır: (1) Malvarlığına büyük zarar veya sair kötülük tehdidinde “şikâyet üzerine” hükmolunacak cezanın alt sınırına “iki aydan” ibaresi eklenmiş; (2) nitelikli tehdit halinde (TCK m.106/2) üst sınır “beş yıldan” “yedi yıla” çıkarılmıştır. Bu değişiklikler, özellikle nitelikli hallerde ceza aralığını genişleterek mahkemenin somut olaya uygun bireyselleştirme yapabilme kapasitesini artırır.
2. Korunan Hukuki Değer ve Suçun Yeri
Tehdit suçuyla korunan hukuki değer, çoğu zaman “kişinin huzuru” diye özetlense de daha isabetli ifade; bireyin karar verme ve hareket etme serbestisinin korkutma yoluyla baskılanmasına karşı korunmasıdır. Tehdit, failin geleceğe ilişkin bir kötülüğü gerçekleştireceğini bildirmesiyle mağdur üzerinde bir psikolojik baskı kurar; mağdurun davranışlarını bu baskı doğrultusunda yönlendirmesi hedeflenir. Dolayısıyla suç, yalnızca bireysel huzura değil, aynı zamanda toplumsal güvenliğe ve kişilerin “korku iklimi” altında yaşamasını engelleyen genel barışa da hizmet eder.
Normun “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümünde yer alması tesadüf değildir: Tehdit, çoğu kez cebir veya hile gibi araçlarla birlikte, mağdurun iradesini sakatlar. Bu nedenle tehdit, bazı suç tiplerinde (örneğin yağma veya cinsel saldırı gibi) “bileşik suç” yapısının bir parçası olarak karşımıza çıkar; bazı hallerde ise bağımsız bir suç olarak ayrıca cezalandırılır. İçtima tartışmalarının merkezinde de bu sistematik tercih vardır.
3. Suçun Unsurları
3.1. Fail ve Mağdur
Tehdit suçunun faili herkes olabilir; özgü suç değildir. Mağdur da herkes olabilir. Normun “kendisi veya yakını” ibaresi önemlidir: Fail, doğrudan mağduru hedef alabileceği gibi mağdurun yakınına yönelik saldırı tehdidiyle de mağduru baskılayabilir. “Yakın” kavramı kanunda sayma yoluyla belirlenmemiştir; somut olayda mağdurun gerçek bir endişe duymasına elverişli olacak ölçüde duygusal, sosyal veya ekonomik bağ bulunan kişiler bu kapsamda değerlendirilir. Aile bağı çoğunlukla yeterli olmakla birlikte, yalnızca akrabalık değil fiilî yakınlık da dikkate alınabilir.
3.2. Konu ve Fiil
Tehdit fiili, geleceğe yönelik bir kötülüğün gerçekleştirileceğinin bildirilmesidir. Burada “kötülük”, TCK m.106/1’de iki farklı kategoriye ayrılır: (i) hayat, vücut bütünlüğü veya cinsel dokunulmazlığa yönelik saldırı; (ii) malvarlığı itibarıyla büyük zarar veya “sair kötülük”. Fiil, sözle, yazıyla, mesajla, sosyal medya paylaşımıyla, sembolle, işaretle veya davranışla (örneğin silah gösterme, mermi bırakma gibi) işlenebilir. Önemli olan, mağdurun anlam dünyasında “bana/yakınıma şu kötülük yapılacak” mesajının makul biçimde oluşmasıdır.
Tehdit suçunda netice, “korkunun fiilen oluşması” değildir; suç, tehlike suçuna yakın bir yapı gösterir. Yani tehdit açıklamasının objektif olarak korkutucu ve ciddi nitelikte olması yeterli kabul edilir; mağdurun gerçekten korkup korkmadığı her zaman belirleyici değildir. Bu yaklaşım, Yargıtay içtihadında da genel olarak benimsenmektedir. Ancak bu tespit, her sert sözün tehdit sayılacağı anlamına gelmez: İfade, somut olayın koşullarında gerçekleşebilir bir saldırı endişesi yaratmaya elverişli değilse, suç oluşmayabilir.
3.3. Manevi Unsur
Tehdit suçu kasten işlenir. Kast, mağdura gelecekte bir kötülük yapılacağı mesajını bilerek ve isteyerek iletmeyi kapsar. Failin “özel bir amacı” aranmaz; intikam, korkutma, şaka, öfke, kıskançlık gibi saikler, kastın varlığı/yokluğu bakımından ancak somut olayın değerlendirilmesinde rol oynar. Örneğin tamamen mizah bağlamında, tarafların ortak şaka kültürü içinde ve dışarıdan bakıldığında saldırı iradesi taşımayan ifadeler, kastın bulunmadığına işaret edebilir. Buna karşılık fail “şaka yaptım” dese bile, kullanılan dil, önceki olaylar ve tehdidin ciddiyeti kastı gösterebilir.
4. Basit Tehdit: TCK m.106/1’in İki Yüzü
4.1. Hayat/Vücut/Cinsel Dokunulmazlığa Yönelik Tehdit
TCK m.106/1’in birinci cümlesi, daha ağır nitelikteki tehdidi düzenler. Bu kapsamda fail, mağduru veya mağdurun yakınını öldürme, yaralama, cinsel saldırıda bulunma gibi saldırılarla korkutmaktadır. Bu tür tehditte soruşturma kural olarak re’sen yürütülür; zira tehdit edilen hukuki değerler kişiliğin çekirdeğine ilişkindir. 2022 değişikliğiyle, suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı dokuz ay olarak belirlenmiştir.
Bu tip tehdidin oluşması için saldırının ayrıntılı planı veya belirli bir tarih/saat verilmesi şart değildir. Ancak ifadenin “somut ve ciddi” olması gerekir. Örneğin “seni öldüreceğim” açık bir tehdittir; buna karşılık “görüşürüz, gününü görürsün” gibi muğlak ifadeler her olayda tehdit sayılmayabilir. Muğlak ifadelerde değerlendirme, taraflar arasındaki geçmiş husumet, önceki şiddet eylemleri, failin elverişliliği ve sözün söylendiği ortam gibi veriler üzerinden yapılır.
4.2. Malvarlığına Büyük Zarar veya Sair Kötülük Tehdidi
TCK m.106/1’in ikinci cümlesi, malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratma veya “sair kötülük” yapma tehdidini düzenler. Bu halde suç şikâyete bağlıdır. 2025 değişikliğiyle, bu suç tipinde cezanın alt sınırı “iki ay” olarak belirlenmiştir. “Büyük zarar” kavramı nispi bir ölçüttür; mağdurun ekonomik durumu, tehdidin konusu, zarar ihtimalinin ağırlığı dikkate alınır. “Sair kötülük” ise yalnızca malvarlığına değil, örneğin kişinin iş ve sosyal itibarı, sırlarının ifşası, ailesine zarar verme dışındaki rahatsız edici eylemler gibi farklı kötülük türlerini kapsayabilir. Ancak bu kavramın sınırsız yorumlanması, normun belirlilik ilkesini zorlayacağından, somutluk ve gerçekleşebilirlik ölçütleri burada da titizlikle aranmalıdır.
Bu ikinci kategori, uygulamada çoğu kez “şantaj” (TCK m.107) ile kesişir. Örneğin “şu işi yapmazsan görüntülerini yayımlarım” ifadesi hem bir kötülük tehdidi içerir hem de kişiyi bir davranışa zorlayarak menfaat sağlama amacı taşıyorsa şantaj normu gündeme gelebilir. Bu ayrım içtima bölümünde ayrıca ele alınacaktır.
5. Nitelikli Haller: TCK m.106/2
Nitelikli tehdit, tehdidin işleniş biçiminin mağdur üzerindeki baskı gücünü artırdığı veya toplum bakımından daha tehlikeli görüldüğü hallerde söz konusu olur. TCK m.106/2’de dört nitelikli hal sayılmıştır: (a) silahla; (b) kişinin kendisini tanınmayacak hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle; (c) birden fazla kişi tarafından birlikte; (d) var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak. 2025 değişikliğiyle bu fıkradaki cezanın üst sınırı yedi yıla çıkarılmıştır.
5.1. Silahla Tehdit
“Silah” kavramı, TCK m.6’daki tanımı çerçevesinde geniş yorumlanır: Ateşli silahlar kadar, saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli her türlü alet bu kapsamda olabilir. Ancak her “silahın varlığı” yeterli değildir; tehditle bağlantılı bir şekilde kullanılması veya gösterilmesi gerekir. Örneğin failin belindeki tabancayı göstererek “seni vururum” demesi tipik bir örnektir. Buna karşılık silahın ortamda bulunması ancak tehdit sözleriyle ilişkilendirilememesi, nitelikli halin uygulanmasını tartışmalı hale getirir.
5.2. Tanınmayacak Hale Koyma, İmzasız Mektup ve Özel İşaretler
Bu bent, anonimlik yoluyla mağdur üzerinde belirsizlik ve sürekli endişe yaratılmasını daha ağır görür. Maske, kapüşon, takma sakal gibi yöntemlerle kimliğin gizlenmesi; imzasız mektupla tehdit; belirli “özel işaretler” (örneğin kapıya bırakılan mermi, tehdit içerikli semboller) bu kapsamda değerlendirilebilir. Burada “imzasız mektup” ifadesinin yalnızca fizikî mektupla sınırlı olmayıp, anonim hesaplardan gönderilen mesajlar veya kimlik belirlemeye elverişsiz iletişim araçlarını da kapsayıp kapsamadığı öğretide tartışılmaktadır. Modern iletişim pratikleri karşısında mahkemeler, normun amacını gözeterek ‘anonimlik’ unsuruna odaklanan bir yorum geliştirmektedir.
5.3. Birden Fazla Kişi Tarafından Birlikte
Birlikte işleme, mağdurun savunmasızlık hissini artırır. Burada asıl tartışma, iştirak hükümleriyle ilişkilidir: Birden fazla kişinin “fiilen birlikte” tehdit eylemini gerçekleştirmesi gerekir. Yalnızca bir kişinin tehdit edip diğerlerinin orada bulunması her zaman yeterli olmayabilir; diğer kişilerin tehdit açıklamasına güç katacak biçimde eyleme katkı sunmaları aranır. Nitelikli halin uygulanması için her bir failin tehdit kastıyla hareket etmesi gerekir; tesadüfî kalabalık içinde ortaya çıkan sözler otomatik olarak bu bendi doğurmaz.
5.4. Suç Örgütünün Korkutucu Gücünden Yararlanma
Bu bent, tehdidin “örgüt” algısıyla ağırlaştırılmasını düzenler. Failin gerçekten bir suç örgütü üyesi olması şart olmayabilir; ‘var olan veya var sayılan’ ibaresi, mağdurun örgüt bağlantısı algısı üzerinden korkutulmasını da kapsar. Ancak bu bent uygulanırken belirlilik ilkesine dikkat edilmelidir: Basit bir “biz mafyayız” söyleminin her olayda yeterli sayılması, nitelikli halin genişlemesine yol açabilir. Somut olayda, mağdurun bu söylemi ciddiye almasını sağlayacak olgular (failin çevresi, önceki eylemler, örgüt isminin kullanımı, üçüncü kişilerin destekleyici davranışları) aranmalıdır.
6. Kadına Karşı Tehdit ve Uygulama Sonuçları
Kadına karşı işlenen tehditte alt sınırın yükseltilmesi (dokuz ay), yalnızca ceza miktarını değil, uygulamada adli kontrol-tutuklama değerlendirmeleri, erteleme/ HAGB (hükmün açıklanmasının geri bırakılması) tartışmaları ve uzlaştırma/şikâyet stratejileri üzerinde de dolaylı etkiler doğurabilir. Özellikle aile içi şiddet dinamiklerinin bulunduğu dosyalarda, tehdidin “süreklilik” göstermesi çoğu kez ısrarlı takip veya hakaret gibi diğer normlarla birlikte değerlendirilir. Bununla birlikte, alt sınır artışı otomatik olarak her somut olayda daha ağır ceza verileceği anlamına gelmez; mahkemenin bireyselleştirme yükümlülüğü ve orantılılık ilkesi devam eder.
7. Teşebbüs (TCK m.35) Bakımından Tehdit
Tehdit suçunun teşebbüse elverişli olup olmadığı, suçun “tamamlanma anı” ile yakından bağlantılıdır. Genel kabul, tehdidin mağdura ulaşmasıyla suçun tamamlandığı yönündedir. Bu nedenle, fail tehdit içerikli bir mesaj yazıp göndermiş ancak mesaj teknik bir nedenle iletilmemiş veya mağdur mesajı hiç görmemişse, teşebbüs hükümlerinin gündeme gelmesi mümkündür. Örneğin e-posta sunucusunun engellemesi, mesajın gönderim öncesi cihaz arızası, tehdit mektubunun postada ele geçirilmesi gibi hallerde “icra hareketlerine başlanmış” olmakla birlikte suçun tamamlanması mağdurun tehdidi öğrenmemesi nedeniyle gerçekleşmeyebilir. Buna karşılık mağdur tehdidi öğrenmişse, mağdurun “ciddiye almaması” teşebbüs değil, tamamlanmış suç tartışmasını doğurur; çünkü esas ölçüt, tehdidin objektif korkutuculuğu ve mağdura yöneltilmesidir.
Teşebbüs analizinde, failin “tehdit iradesi”ni dış dünyaya yansıtma derecesi belirleyicidir. Fail, yalnızca kendi kendine not almış veya taslak mesaj yazmışsa, bu hazırlık hareketi sayılır. Mesajı ‘gönder’ tuşuna basmak, mektubu postaya vermek, üçüncü kişi aracılığıyla tehdit iletmek gibi eylemler ise çoğu kez icra hareketi olarak değerlendirilir. Somut olayın teknik ayrıntıları (mesajın teslim raporu, okundu bilgisi, telefon kayıtları) teşebbüs-tamamlanma ayrımında kritik rol oynar.
8. İştirak (TCK m.37-39) ve Nitelikli Hal ile İlişkisi
Tehdit suçunda iştirak, genel hükümler çerçevesinde mümkündür. Bir kişi mağduru tehdit etmeye karar verdirip yönlendiriyorsa azmettiren; tehdit mesajının iletilmesi için araç sağlıyor, mağduru takip ediyor veya tehdidi pekiştirici destek veriyorsa yardım eden olarak sorumluluğu gündeme gelebilir. Müşterek faillik ise birlikte suç işleme iradesiyle tehdidin icra hareketlerinin birlikte gerçekleştirilmesini gerektirir.
Burada TCK m.106/2-c (birden fazla kişi tarafından birlikte) ile müşterek faillik kavramı arasındaki sınır, uygulamada sıkça karıştırılır. Her müşterek faillik otomatik olarak 106/2-c’yi doğurmaz; nitelikli hal için ‘birlikte’ hareketin mağduru korkutma etkisini artıracak şekilde somutlaşması aranmalıdır. Örneğin iki kişinin birlikte mağdurun evinin önüne giderek aynı anda “seni öldüreceğiz” demesi tipik bir 106/2-c halidir. Buna karşılık bir kişi tehdit ederken diğeri uzakta bulunuyor, sadece telefonla destek veriyor veya olaydan sonra onaylayıcı bir mesaj atıyorsa, iştirak hükümleri uygulanabilir ancak nitelikli halin gerçekleşip gerçekleşmediği ayrıca tartışılır.
9. İçtima: Tehdit Suçunun Diğer Suçlarla Kesişimi
9.1. Hakaret (TCK m.125) ile Birlikte İşlenme
Tehdit, uygulamada çoğu kez hakaretle birlikte gerçekleşir. “Seni gebertirim, şerefsiz!” gibi ifadeler hem tehdit hem hakaret unsurları taşıyabilir. Bu durumda her iki suçun bağımsız unsurları gerçekleşmişse gerçek içtima gereği ayrı ayrı cezalandırma gündeme gelebilir. Ancak bazen hakaret içerikli sözler, tehdit açıklamasının ‘yoğunlaştırıcı’ parçası olarak görülüp değerlendirme tek suç üzerinden yapılabilir; bu ayrım, sözlerin somut olayda hangi hukuki değere ayrı bir saldırı oluşturduğuna göre yapılır.
9.2. Şantaj (TCK m.107) ve Yağma (TCK m.148) ile İlişki
Tehdit bir menfaat sağlamak veya mağduru belirli bir davranışa zorlamak amacıyla kullanıldığında, şantaj veya yağma suçlarıyla sınır sorunları ortaya çıkar. Şantajda tipik unsur, kişinin kendisi veya başkası lehine haksız menfaat sağlamak amacıyla, mağduru hukuka aykırı bir davranışa zorlamak ya da bir hakkın kullanılmasını engellemektir. Tehdit ise her zaman menfaat amacı taşımayabilir. Eğer tehdit “senet imzalatmak, para almak” gibi bir amaçla cebir veya tehdidin kullanıldığı yağma kapsamında gerçekleşiyorsa, tehdit çoğu kez yağma suçunun unsuruna dönüşür ve ayrıca cezalandırılmaz. Bu, bileşik suç mantığının sonucudur. Somut olayda hangi normun ‘asıl’ saldırıyı tanımladığı, hukuki nitelendirme açısından belirleyicidir.
9.3. Kasten Yaralama/Kasten Öldürme ile Bağlantı: TCK m.106/3
TCK m.106/3, önemli bir içtima kuralı getirir: Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, bu suçlardan dolayı ayrıca cezaya hükmolunur. Yani tehdit ‘gerçeğe dönüşüp’ fiilen saldırı gerçekleştiğinde, tehdidin cezası bu fiil içinde erimez; fail ayrıca tehditten de sorumlu tutulabilir. Bu hüküm, tehdit ile gerçekleşen saldırı arasında nedensel bağlantı ve kast sürekliliği bulunan dosyalarda önem kazanır.
9.4. Israrlı Takip (TCK m.123/A), Kişilerin Huzur ve Sükûnunu Bozma (TCK m.123) ve Diğerleri
Tehdit, çoğu kez ısrarlı takip veya kişilerin huzur ve sükûnunu bozma eylemleriyle birlikte görülür. Örneğin sürekli arama, mesaj atma, takip etme davranışı bir “süreklilik” oluşturuyor ve bu süreçte tehdit içerikli mesajlar yer alıyorsa, her bir suçun unsurları ayrı ayrı değerlendirilir. Bazı durumlarda tek bir fiil birden fazla suçun unsurunu aynı anda gerçekleştirebilir; bu halde fikrî içtima (TCK m.44) tartışmaları gündeme gelebilir. Uygulamada ‘en ağır cezayı gerektiren suçtan’ hüküm kurma yaklaşımı, olayın bütüncül değerlendirilmesini zorunlu kılar.
10. İspat ve Delil Listesi: Uygulamada Kritik Noktalar
Tehdit suçunun ispatı çoğu zaman iletişim verilerine dayanır. Modern dosyalarda ekran görüntüleri, WhatsApp/Telegram yazışmaları, sosyal medya mesajları, ses kayıtları, kamera görüntüleri ve tanık beyanları öne çıkar. Burada iki temel risk vardır: (i) dijital delillerin manipülasyona açık olması; (ii) bağlamdan koparılan tek bir cümlenin yanlış nitelendirmeye yol açması. Bu nedenle delillerin mümkün olduğunca ham verilerle desteklenmesi, zaman damgaları, doğrulama kayıtları,
HTS/BTK kayıtları, cihaz incelemesi gibi yöntemlerle güçlendirilmesi önemlidir.
Uygulamada ayrıca “tehdidin kim tarafından yapıldığı” ve “tehdidin mağdura ulaşıp ulaşmadığı” iki kilit sorudur. Anonim hesap, sahte numara veya üçüncü kişi üzerinden iletilen tehditte failin tespiti zorlaşır; bu durum nitelikli hal (imzasız mektup/özel işaret) tartışmalarını da besler. Mağdurun tehdidi öğrendiği an, şikâyet süresinin başlangıcı ve teşebbüs-tamamlanma ayrımı bakımından önem taşır.
11. Değerlendirme ve Sonuç
Tehdit suçu, ceza hukukunun ‘psikolojik baskı’ alanında çalışan en kritik normlarından biridir. Normun işlevi, yalnızca mağdurun huzurunu korumak değil; bireyin iradesini baskı altında bırakan, toplumsal barışı zedeleyen korkutma davranışlarını caydırmaktır. Bununla birlikte tehdit normu, günlük hayatın dilsel sertliği ile suç alanı arasındaki sınırda yer aldığından, her somut olayda bağlamın dikkatle incelenmesi gerekir.
2022 ve 2025 değişiklikleri, özellikle kadına karşı işlenen tehditte alt sınırın yükseltilmesi ve nitelikli hallerde ceza aralığının genişletilmesi yoluyla, uygulamada daha güçlü bir koruma hedeflemiştir. Buna rağmen nitelendirme, teşebbüs, iştirak ve içtima meseleleri; dosyanın delil yapısına ve olayın dinamizmine göre farklı sonuçlar üretebilir. Sağlıklı bir değerlendirme için normun lafzı, amacı ve Yargıtay’ın ‘objektif korkutuculuk’ ölçütü birlikte ele alınmalıdır.
*Sadece bilgilendirme amacındadır; somut olaya göre hukuki süreç değerlendirilmelidir. Her somut uyuşmazlık, tarafların sıfatı, işlem ve eylemlerin niteliği, delillerin kapsamı ve olayın gerçekleşme koşulları dikkate alınarak kendi özelinde değerlendirilir. Bu nedenle metinde yer verilen örnek senaryolar, yalnızca açıklayıcı mahiyette olup genel kural veya kesin bir sonuca dayanak teşkil etmez; her olay bakımından ayrıca hukuki inceleme yapılması gerekir.
Avukat&Arabulucu
Behman Doğuhan BAYAT
