top of page

TAKSİRLE ÖLDÜRME (TCK 85): Norm, Kusur, Bilinçli Taksir, Nedensellik, Teşebbüs, İştirak ve İçtima

 

1.Giriş

 

Taksirle öldürme (TCK m.85), failin öldürme neticesini istemediği, hatta çoğu kez aklına bile getirmediği; buna rağmen dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı nedeniyle bir insanın hayatını kaybettiği durumları cezalandıran suç tipidir. Ceza hukukunun klasik mantığında "sonuç" her şeyi belirlemez; aynı ağır sonuç farklı zihinsel süreçlerle doğabilir. Bir kişi bilinçli olarak öldürme riskini göze alırsa kast alanına yaklaşır; bir kişi sadece özen göstermeyi ihmal ederse taksir alanında kalır. TCK, bu ayrımı TCK m.21'de kast, TCK m.22'de taksir tanımlarıyla kurar; TCK m.85 ise bu genel çerçeveyi ölüm neticesi bakımından somutlaştırır.

 

Taksirle öldürme dosyalarının büyük kısmı trafik kazalarından, iş kazalarından veya tıbbi uygulama hatalarından (malpraktis) doğar. Bu dosyaların ortak sorusu şudur: "Bu ölüm, öngörülebilir ve önlenebilir miydi; failden beklenen dikkat ve özen standardı neydi; o standart hangi davranışla ihlal edildi; ölüm ile ihlal arasında hukuken anlamlı bir bağ var mı?" Bu sorulara verilecek cevaplar, yalnızca cezanın miktarını değil, suç vasfını (taksir, bilinçli taksir, olası kast gibi) ve sorumluluğun kimlere yükletileceğini de belirler.

 

Bu makalede TCK m.85'in normatif yapısı, taksir kavramı (TCK m.22), bilinçli taksir ve olası kast ayrımı, nedensellik ve objektif isnadiyet meseleleri, tipik uygulama alanları (trafik, iş kazası, sağlık hizmetleri), teşebbüs-iştirak-içtima başlıkları ve muhakeme-pratik delil stratejileri, en az teorik kadar uygulamaya dokunan bir dille ele alınacaktır.

 

Anahtar kelimeler: taksirle öldürme, TCK 85, taksir, bilinçli taksir, olası kast, dikkat ve özen yükümlülüğü, nedensellik bağı, objektif isnadiyet, kusur, trafik kazası, iş kazası, malpraktis, bilirkişi raporu, içtima, iştirak

2.TCK m.85 ve TCK m.22 Birlikte Okuması

TCK m.85/1, taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi hakkında üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası öngörür. Aynı maddenin ikinci fıkrası (TCK m.85/2) ise daha ağır bir netice kombinasyonunu düzenler: Fiil birden fazla insanın ölümüne veya bir ya da birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir ya da birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuşsa, ceza üç yıldan on beş yıla kadar hapistir. Bu düzenleme, tek bir taksirli davranışın toplumsal zararını netice sayısıyla birlikte değerlendiren bir ceza politikası tercihidir.

Ancak TCK m.85 tek başına okunursa eksik kalır. Taksirin tanımı, bilinçli taksir ve kusura göre ceza tayini ilkeleri TCK m.22'de yer alır. TCK m.22/2 taksiri "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi" olarak tanımlar. TCK m.22/3 ise bilinçli taksiri düzenler: Kişi neticeyi öngörür fakat istemez; netice yine de meydana gelirse, taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. Bu nedenle TCK m.85 dosyalarında ilk düğüm, olayın basit taksir mi yoksa bilinçli taksir mi olduğu sorusudur.

 

TCK m.22/4 ayrıca önemli bir ilke getirir: Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek ceza failin kusuruna göre belirlenir. Bu hüküm, taksir yargılamasını neredeyse tamamen kusur analizine bağlar. Trafik kazalarında hız, takip mesafesi, geçiş üstünlüğü; iş kazalarında risk analizi, eğitim, denetim; tıbbi uygulamalarda endikasyon, standart tıbbi uygulama ve bilgilendirilmiş onam gibi parametreler, kusurun somutlanmasında kullanılır.

TCK m.85/2'de iki ayrı ihtimal aynı ceza aralığıyla düzenlenmiştir: (i) birden fazla kişinin ölümü, (ii) en az bir ölüm ile birlikte en az bir yaralanma. Bu yapı, tek bir taksirli davranışın birden çok kişide ağır sonuç doğurması halinde, netice sayısına bağlı olarak ceza aralığını genişletir. Ancak burada da kusur ilkesi geçerlidir; aynı kazada farklı kişilerin kusuru varsa (örneğin birden fazla sürücü), her bir failin sorumluluğu kendi kusuruna göre tayin edilir (TCK m.22/5).

3.Taksirin Unsurları: Dikkat ve Özen Yükümlülüğünün İhlali

Taksirle öldürmede maddi unsur, ölüm neticesine yol açan davranıştır. Ancak her ölüm olayı taksir demek değildir; taksir, "ihmal" kelimesinin günlük anlamından daha teknik bir kavramdır. Önce failden beklenen dikkat ve özen standardı belirlenir; sonra failin davranışı bu standarda göre ölçülür. Standardın kaynağı bazen kanun ve yönetmelikler (örneğin trafik kuralları, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı), bazen mesleki teamül ve bilimsel standartlar, bazen de somut olayın risk düzeyi olabilir.

Dikkat ve özen yükümlülüğü ihlali, aktif hareketle (örneğin hız sınırını aşmak, kırmızı ışıkta geçmek, koruyucu ekipman sağlamamak) veya ihmali davranışla (örneğin gerekli bakım-onarımı yapmamak, tehlike uyarılarını koymamak, gerekli gözetimi sağlamamak) ortaya çıkabilir. Ceza hukuku bakımından ihmalin sorumluluk doğurabilmesi için, failin "garantör" konumda olması veya hukuken belirli bir davranışı yerine getirme yükümlülüğünün bulunması gerekebilir. İşverenin iş güvenliği önlemlerini alma yükümlülüğü buna tipik örnektir.

Taksirle öldürmede ölçüt, kusurun varlığıdır; kusur ise öngörülebilirlik ve önlenebilirlik ile yakından ilişkilidir. Bir netice öngörülebilir değilse, kişiden bunu önlemesi beklenemez. Bu nedenle bilirkişi raporları çoğu zaman "öngörülebilirlik" ve "kaçınılabilirlik" ekseninde kurulur. Ancak bilirkişi raporu, hukuki nitelendirmeyi tek başına belirlemez; mahkeme, raporu eleştirel süzgeçten geçirerek olayın bütününe yerleştirmelidir.

Dikkat ve özen standardı belirlenirken, 'makul kişi' ölçütü tek başına yeterli olmaz; faaliyet alanının teknik özellikleri de hesaba katılır. Trafikte profesyonel sürücüden beklenen özen ile yeni ehliyet almış sürücüden beklenen özen aynı olmayabilir; hekimlikte ise standart, 'lex artis' olarak anılan mesleki bilgi ve uygulama standardıdır. İş güvenliğinde de riskin niteliği (yüksekte çalışma, kapalı alan, patlayıcı ortam) arttıkça beklenen önlem seviyesi yükselir.

4.Nedensellik Bağı ve Objektif İsnadiyet

Taksirle öldürme dosyalarında en çok tartışılan alanlardan biri nedensellik bağıdır. Doğal nedensellik, "olmasaydı olmazdı" (conditio sine qua non) testiyle kurulabilir; ancak ceza hukuku sadece fiziksel nedenselliğe bakmaz. Hukuki sorumluluk için ölüm neticesinin faile objektif olarak isnat edilebilir olması gerekir. Bu yaklaşım öğretide objektif isnadiyet olarak adlandırılır.

Objektif isnadiyet, kabaca şu sorulara yanıt arar: Failin davranışı hukuken korunmak istenen tehlikeyi artırdı mı? Meydana gelen ölüm, bu tehlikenin tipik gerçekleşmesi mi? Araya giren bağımsız bir sebep (mücbir sebep, üçüncü kişinin ağır kusuru, mağdurun tamamen öngörülemez davranışı) nedensellik zincirini hukuken kesti mi?

Örneğin trafik kazasında aşırı hız yapan sürücünün, yolun karşısına aniden fırlayan bir yayaya çarpması olayında, yayaya ilişkin davranışın öngörülebilir olup olmadığı, yolun niteliği, görüş mesafesi, hızın tehlike artırma etkisi birlikte değerlendirilir. Yine iş kazasında işverenin güvenlik önlemlerini almaması ile işçinin kendi kurallara aykırı hareketi arasında, her iki kusurun ağırlığı ve öngörülebilirlik derecesi önem taşır. Taksirde birden fazla kişinin kusuru mümkün olduğu için, kusur değerlendirmesi sorumluluğun paylaşımında belirleyici olur.

Nedensellik tartışmalarında mağdurun davranışları da gündeme gelir. Mağdurun kusuru veya üçüncü kişilerin müdahalesi, her zaman illiyet bağını kesmez; bazen sadece kusur oranını etkiler. İlliyetin kesilmesi için araya giren davranışın bağımsız, baskın ve öngörülemez nitelikte olması gerekir. Bu nedenle 'mağdur hatalıydı' savunması, ancak olayın fiziksel verileri ve öngörülebilirlik analiziyle desteklendiğinde sonuç doğurur.

5.Bilinçli Taksir - Olası Kast Ayrımı: Zihinsel Sınır Çizgisi

TCK m.22/3 bilinçli taksiri, kişinin neticeyi öngörmesine rağmen istememesi ve neticenin meydana gelmesi olarak tanımlar; bu durumda ceza artırılır. Olası kast (TCK m.21/2) ise kişinin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesidir. İkisi arasındaki fark, failin netice karşısındaki iç tutumudur: Bilinçli taksirde "olmayacağına güvenme" (kendine veya şartlara güven) varken, olası kastta "olursa olsun" kabullenişi vardır.

Bu ayrım pratikte en çok aşırı hız, alkollü araç kullanma, makas atma, şantiye güvenliği olmadan çalıştırma gibi yüksek riskli davranışlarda gündeme gelir. Mahkemenin aradığı şey, failin risk bilgisi ve riskle kurduğu psikolojik ilişkidir. Davranışın tehlike düzeyi, failin deneyimi, olay öncesi uyarılar, olay anındaki kontrol imkanları ve neticenin gerçekleşme ihtimali birlikte değerlendirilir.

Yargıtay uygulamasında da bilinçli taksir - olası kast ayrımı, olayın tüm koşullarının birlikte tartılmasıyla yapılır; tek bir göstergeden otomatik sonuç çıkarılmaz. Bu nedenle savunma ve iddia makamları, failin risk algısını somutlaştıran delillere (alkol raporu, hız tespiti, önceki uyarılar, kamera kayıtları, tanık anlatımları) özel önem vermelidir.

Pratik göstergeler açısından bakıldığında; neticenin gerçekleşme olasılığı ne kadar yüksekse, failin bu olasılığa rağmen davranışı sürdürmesi olası kast tartışmasını güçlendirebilir. Buna karşılık fail, riskli davranışına rağmen neticenin gerçekleşmeyeceğine dair somut bir güvene sahipse (örneğin araç kontrolünün kendisinde olduğu, yolun boş olduğu, hızın kısa süreli arttırıldığı gibi iddialar) bilinçli taksir alanı öne çıkar. Elbette bu iddiaların ikna gücü, olayın nesnel verileriyle test edilir; mahkeme, sadece failin beyanıyla değil, veriye dayanarak risk tutumunu belirler.

6.Tipik Uygulama Alanları: Trafik, İş Kazası, Tıbbi Uygulama

1) Trafik kazaları: Trafik kaynaklı taksirle öldürme dosyalarında kusur analizi çoğu kez hız, şerit ihlali, geçiş üstünlüğü, alkollü araç kullanma, takip mesafesi ve yol koşulları üzerinden kurulur. Ölümün yanında yaralanma veya birden fazla ölüm varsa TCK m.85/2 gündeme gelir. Ayrıca aynı olayda trafik güvenliğini tehlikeye sokma gibi suçlarla içtima tartışması çıkabilir.

2) İş kazaları: İşverenin veya işveren vekilinin sorumluluğu, iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerinin ihlali üzerinden değerlendirilir. Risk değerlendirmesi yapılmaması, eğitim ve denetim eksikliği, uygun ekipman sağlanmaması veya makine koruyucularının kaldırılması gibi ihlaller, ölüm neticesiyle birleştiğinde taksirle öldürme sorumluluğu doğurabilir. Bu dosyalarda işçinin kendi kusurunun varlığı, işverenin gözetim yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz; ancak kusurun derecesi ceza tayininde rol oynar.

3) Tıbbi uygulama (malpraktis): Hekimin sorumluluğu, tıbbın gereklerine uygun davranma (özen yükümlülüğü) ve bilgilendirilmiş onam gibi ilkelerle bağlantılıdır. Tedavinin bilimsel standartlara aykırı yürütülmesi, yanlış ilaç dozu, geç müdahale, sterilizasyon eksikliği gibi eylemler ölümle sonuçlanırsa taksirle öldürme gündeme gelebilir. Bu tür dosyalarda bilirkişi incelemesi kaçınılmazdır; ancak bilirkişi raporunun, tıbbi standartları hukuki kusur sorusuna tercüme ederken açıklayıcı ve denetlenebilir olması gerekir.

7.Bilirkişi Raporu ve Kusur Değerlendirmesi: 

TCK m.85 dosyalarında bilirkişi raporu çoğu kez merkezî delildir; fakat raporun merkezde olması, raporun tartışmasız olduğu anlamına gelmez. Bilirkişi teknik olay örgüsünü kurar: hız, fren mesafesi, görüş alanı, iş güvenliği prosedürü, tıbbi müdahale zinciri gibi verileri analiz eder. Mahkeme ise bu teknik bulguları hukuki sorulara çevirir: dikkat ve özen yükümlülüğü neydi, ihlal var mıydı, ihlal ölüm neticesiyle hukuken bağlanabiliyor mu, kusurun ağırlığı nedir?

Bu ayrım pratikte önemlidir; çünkü bazı raporlar teknik tespit ile hukuki nitelendirmeyi birbirine karıştırır. Örneğin trafik raporunda 'asli kusur' etiketi verilmesi, tek başına ceza sorumluluğunu belirlemez; esas olan, hangi kuralın ihlal edildiği ve bu ihlalin neticeyi nasıl doğurduğudur. Aynı şekilde tıbbi raporda 'komplikasyon' denmesi otomatik şekilde kusursuzluk anlamına gelmez; komplikasyon öngörülebilir olsa bile gerekli önlemler alınmamışsa kusur tartışması doğabilir.

Raporların denetlenebilir olması gerekir. Denetlenebilir rapor, veriye dayanır, kullandığı yöntemi açıklar, alternatif senaryoları tartışır ve çelişkileri gerekçelendirir. Örneğin hız tespiti tahmini ifadelerle değil; mümkünse EDS, takograf, kamera çözümlemesi ve fren izi ölçümü gibi somut dayanaklarla kurulmalıdır. İş kazasında hangi talimatın var olduğu, hangi eğitimin verildiği, denetimin nasıl yapıldığı belgesel olarak gösterilmelidir.

Çelişkili raporlar arasında mahkeme ek rapor alabilir, yeni bilirkişi heyeti görevlendirebilir veya keşif yaparak olayın fiziksel koşullarını bizzat gözlemleyebilir. Taraflar açısından strateji şudur: Rapordaki varsayımları görünür kılmak, veri eksiklerini göstermek ve alternatif senaryoyu teknik olarak kurmak. Bu yaklaşım, kusur tartışmasını soyut polemikten çıkarıp somut veriye bağlar.

8.Teşebbüs, İştirak ve İçtima

Teşebbüs:

Taksirli suçlarda teşebbüs kural olarak mümkün değildir. Çünkü teşebbüs, kastla bağlantılı bir kurumdur (TCK m.35) ve taksirde netice istenmediği için "yarım kalmış icra" kavramı anlamını yitirir. Bu nedenle TCK m.85 bakımından "taksirle öldürmeye teşebbüs" gibi bir nitelendirme yapılmaz; ölüm gerçekleşmemişse, fiilin şartlarına göre taksirle yaralama (TCK m.89) veya başka suçlar gündeme gelir.

İştirak:

Taksirli suçlarda klasik iştirak teorisi sınırlı uygulanır. TCK m.22/5 açık hüküm getirir: Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur; her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir. Bu nedenle aynı ölümde birden fazla kişinin kusuru varsa, "müşterek faillik" tartışmasından çok, her bir kişinin ihlal ettiği özen yükümlülüğünün ölüm neticesiyle bağlantısı kurulmaya çalışılır. Örneğin iş kazasında işveren, şantiye şefi ve iş güvenliği uzmanı farklı ihmallerle aynı neticeye katkıda bulunabilir; her biri yönünden kusur ve isnadiyet ayrı ayrı değerlendirilir.

İçtima:

TCK m.85/2 zaten ölüm + yaralanma kombinasyonunu kendi içinde düzenlediğinden, aynı fiil nedeniyle ayrıca taksirle yaralama cezası verilmesi genellikle gündeme gelmez; çünkü yaralanma neticesi maddenin içinde erir. Buna karşılık aynı olayda farklı hukuki değerleri ihlal eden başka suçlar da oluşabilir (örneğin imar mevzuatına aykırı faaliyetler, resmi belgede sahtecilik, çevreyi kirletme gibi). Bu durumda içtima ilkeleri somut olayın tipikliğine göre uygulanır.

9.Cezanın Belirlenmesi ve Özel İndirim/Artırım Dinamikleri

TCK m.22/4 gereği ceza kusura göre belirlenir. Uygulamada kusur oranları (asli kusur, tali kusur gibi) bilirkişi raporlarında yer alır; ancak mahkeme bu oranlarla bağlı değildir. Esas olan, kusurun hukuki değerlendirmesidir: Failin hangi kuralı, hangi yoğunlukta ihlal ettiği ve bu ihlalin ölüm neticesiyle ne ölçüde bağlantılı olduğudur.

Bilinçli taksir halinde (TCK m.22/3), taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. Bu artırım, özellikle trafik kazalarında hız ve alkol gibi parametrelerle tartışılır; her riskli davranış otomatik bilinçli taksir değildir. Öte yandan, failin neticeyi öngörmediği savunması, objektif şartlar altında ikna edici değilse mahkeme bilinçli taksir sonucuna varabilir.

TCK m.22/6 ayrıca dikkat çekicidir: Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir halinde ise verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir. Bu hüküm, özellikle failin yakınını kaybettiği kazalarda veya failin bizzat ağır şekilde etkilendiği olaylarda gündeme gelebilir. Uygulamada bu hükmün uygulanması oldukça istisnaidir; çünkü "cezasızlık" için mağduriyetin olağanüstü ağırlıkta olması aranır.

10.Görevli Mahkeme, Yetki ve Yargılama Dinamikleri

TCK m.85/1 kapsamındaki taksirle öldürme (2-6 yıl) bakımından görevli mahkeme kural olarak asliye ceza mahkemesidir. Buna karşılık TCK m.85/2'de üst sınır 15 yıl olduğu için, 5235 sayılı Kanun m.12'deki "on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar" ölçütü gereği ağır ceza mahkemesi görevlidir. Bu ayrım, iddianamenin düzenlenmesi ve suç vasfının doğru kurulması bakımından önem taşır.

Yetki kuralı genel olarak suçun işlendiği yer mahkemesidir (CMK m.12). Trafik kazalarında olay yeri belirgindir; ancak tıbbi uygulama ve iş kazası dosyalarında eylem zinciri farklı yerlerde gerçekleşebilir. Örneğin sevk, nakil, müdahale ve ölüm farklı yerlerdeyse; hangi mahkemenin yetkili olacağı, eylemin ağırlık merkezi ve neticenin gerçekleştiği yerle ilişkilendirilerek tartışılır.

TCK m.85 suçları re'sen soruşturulur; şikayete tabi değildir. Bu nedenle mağdur yakınlarının şikayetten vazgeçmesi kural olarak davayı düşürmez. Ölüm olgusu kamu düzenine ilişkin değerlendirme doğurduğundan, soruşturma makamlarının maddi gerçeği araştırma yükümlülüğü devam eder.

Yargılamada mağdur yakınlarının beyanları, olayın toplumsal ve kişisel etkisini ortaya koysa da; kusur ve nedensellik analizi teknik delillere dayanır. Bu nedenle beyan delili ile teknik delilin uyumlu biçimde okunması gerekir; duygusal ağırlıkla teknik soruların yer değiştirmesi, ölçülülük ve adalet duygusunu zedeleyen kararlar doğurabilir.

11.Ceza Sorumluluğu - Tazminat Sorumluluğu İlişkisi

Taksirle öldürme olayları çoğu zaman aynı zamanda tazminat hukukunu da harekete geçirir: destekten yoksun kalma tazminatı, cenaze giderleri, manevi tazminat gibi talepler gündeme gelebilir. Ceza yargılamasındaki kusur tespitleri, hukuk yargılamasında da etkili olabilir; ancak iki alanın amaçları farklıdır. Ceza yargılaması kusurun cezalandırılabilirliğini, hukuk yargılaması ise zarar-giderim dengesini değerlendirir.

Bu nedenle ceza dosyasındaki bilirkişi raporu hukuk dosyasına otomatik şekilde taşınmamalıdır. Özellikle tıbbi uygulama hatalarında, ceza bakımından kusur eşiği ile tazminat bakımından sorumluluk eşiği farklı tartışılabilir. Somut olayın özelliklerine göre hem ceza hem hukuk bakımından ayrı uzmanlık değerlendirmeleri yapılması gerekebilir.

12.Sonuç ve Değerlendirme

Taksirle öldürme, "sonuç ağır" olduğu için değil; sonucunu önlemeye yönelik toplumsal beklentinin ihlali nedeniyle cezalandırılır. TCK m.85'in iskeleti ölüm neticesi üzerine kurulu olsa da, dosyanın kaderi TCK m.22'deki taksir ve kusur ilkeleriyle belirlenir. Bu nedenle doğru değerlendirme, sadece olayın dramatik ağırlığına değil; özen standardına, öngörülebilirliğe, nedensellik ve isnadiyet bağlarına, bilinçli taksir-olası kast sınırına dayanmalıdır.

Uygulamada sağlam dosya, sağlam veriyle başlar: teknik deliller, denetlenebilir bilirkişi raporu, çelişkilerin giderilmesi ve kusurun hukuki çerçevede tartışılması. Bu yaklaşım, hem mağdur yakınlarının adalet beklentisine hem de failin ölçülü biçimde sorumlu tutulması ilkesine hizmet eder.

*Sadece bilgilendirme amacındadır; somut olaya göre hukuki süreç değerlendirilmelidir. Her somut uyuşmazlık, tarafların sıfatı, işlem ve eylemlerin niteliği, delillerin kapsamı ve olayın gerçekleşme koşulları dikkate alınarak kendi özelinde değerlendirilir. Bu nedenle metinde yer verilen örnek senaryolar, yalnızca açıklayıcı mahiyette olup genel kural veya kesin bir sonuca dayanak teşkil etmez; her olay bakımından ayrıca hukuki inceleme yapılması gerekir.

Avukat&Arabulucu 

Behman Doğuhan BAYAT

bottom of page