Özel Hayatın Gizliliğini İhlal ve Görüntü–Ses İfşası (TCK 134): Sosyal Medyada Uygulama
1.GİRİŞ
Sosyal medya, gündelik hayatın “meydanı” gibi çalışıyor: fotoğraf, video, ses kaydı, ekran görüntüsü, canlı yayın ve mesajlaşma içerikleri birkaç saniye içinde yüzlerce kişiye ulaştırılabiliyor. Tam da bu hız, ceza hukuku bakımından iki temel soruyu sürekli karşımıza çıkarıyor: (i) Paylaşılan şey “özel hayat” kapsamında mı, (ii) paylaşıma konu görüntü veya ses “hukuka aykırı” biçimde mi elde edildi ya da ifşa edildi? Türk Ceza Kanunu’nun 134. maddesi (TCK 134), özel hayatın gizliliğini koruyan çekirdek düzenlemedir. Ancak sosyal medya pratikleri, “özel hayat” kavramının sınırlarını ve rıza–ifşa dengesini her gün yeniden tartıştırmaktadır.
Uygulamada en sık karşılaşılan uyuşmazlıklar; ayrılık sonrası fotoğrafların kaldırılmaması veya yeniden paylaşılması, özel mesajların (DM/WhatsApp/Telegram) ekran görüntüsüyle yayınlanması, “hikâye” (story) üzerinden hedef gösterme, gizli çekim iddiaları, kapalı gruplarda ses kaydı paylaşımı ve mahrem görüntülerin yayılması (kamuoyunda sıklıkla “intikam pornosu” olarak anılır) gibi örnekler etrafında yoğunlaşır. Bu makalede TCK 134’ün unsurları, sosyal medyaya özgü görünüm biçimleri, hukuka uygunluk sınırları ve uygulamada sık yapılan hatalar; teşebbüs, iştirak ve içtima başlıklarıyla birlikte ele alınacaktır. Metin, bilgilendirme amaçlıdır; somut olayın özelliklerine göre farklı sonuçlara varılması mümkündür.
Anahtar kelimeler: özel hayatın gizliliği, TCK 134, görüntü ifşası, ses ifşası, sosyal medya, ekran görüntüsü, rıza, şikayet, uzlaştırma, 5651
1. KORUNAN HUKUKİ DEĞER: MAHREMİYET, ÖZEL HAYAT
Özel hayatın gizliliği, yalnızca “kimse benimle ilgilenmesin” gibi basit bir talep değildir; bireyin kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi, sosyal ilişkilerini baskı altında kalmadan kurabilmesi ve insan onurunu koruyabilmesi için zorunlu bir güvenlik alanıdır. Anayasa’nın 20. maddesi özel hayata saygı hakkını düzenler; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 8. maddesi de benzer biçimde özel yaşama saygıyı güvence altına alır. Ceza hukukunda TCK 134, bu anayasal korumayı suç tipine dönüştürerek ‘özel hayatın gizli alanına izinsiz müdahaleyi’ yaptırıma bağlar.
Özel hayat tek katmanlı bir alan değildir. Öğreti ve yargı uygulamasında özel hayatın; (i) kamusal alan, (ii) yarı kamusal/ilişkisel alan (iş yeri, okul, arkadaş çevresi gibi), (iii) mahrem alan (ev içi, yatak odası, özel yazışmalar, sağlık bilgileri, cinsel yaşam gibi) şeklinde katmanlı düşünüldüğü görülür. Sosyal medya bu katmanları birbirine karıştıran bir “geçit” gibi çalışır: Kapalı hesapta paylaşılan bir içerik, bir ekran görüntüsüyle kamusallaştırılabilir; sadece belirli bir grupta konuşulan ses kaydı, bir link aracılığıyla binlerce kişiye yayılabilir. Bu nedenle TCK 134 değerlendirmesinde ‘içeriğin niteliği’ kadar ‘erişim alanı’ ve ‘paylaşımın hedefi’ de önem kazanır.
2. TCK 134’ÜN SİSTEMATİĞİ: İHLAL VE İFŞA AYRIMI
TCK 134 iki temel suç görünümü üzerinden ilerler: (A) özel hayatın gizliliğini ihlal (m.134/1), (B) özel hayata ilişkin görüntü veya sesleri ifşa (m.134/2). Sosyal medya tartışmalarında bu ayrım çoğu kez atlanır; “Paylaştım ama ben çekmedim” veya “Ben çektim ama paylaşmadım” gibi savunmalar, aslında hangi fıkranın tartışıldığını gösterir. Kısaca: 134/1 daha çok ‘özel alana müdahale’yi, 134/2 ise ‘görüntü/sesin başkalarının bilgisine sunulması’nı hedef alır.
2.1. Özel hayatın gizliliğini ihlal (TCK 134/1)
Madde 134/1’e göre, kişinin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse cezalandırılır. İhlal; yalnızca fiziksel bir mekâna girme değildir. Kişinin özel yaşam alanına izinsiz müdahale eden, onu gözlemleyen, takip eden, mahremiyetini kıran her türlü davranış bu kapsamda değerlendirilebilir. Sosyal medya bağlamında ihlalin en görünür örnekleri şunlardır: gizlice fotoğraf/video çekimi, kapalı bir ortamda yapılan konuşmaların gizlice kaydı, özel hesaba ait içeriklerin şifre kırma veya hesap ele geçirme yoluyla elde edilmesi, yakın arkadaş listesine atılan bir içeriğin izinsiz şekilde kaydedilmesi, gizli kamerayla görüntü alıp ‘arşiv’ oluşturulması. Bu tür fiillerde henüz paylaşım olmasa bile, özel alanın ihlali gerçekleştiği ölçüde 134/1 tartışması doğar.
2.2. Görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal (TCK 134/1 c.2)
TCK 134/1, ihlalin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle işlenmesini daha ağır görür ve cezanın artırılacağını düzenler. Bu hüküm, sosyal medya çağında özellikle önemlidir; çünkü “kaydetme” fiili çoğu kez paylaşım öncesi hazırlık adımıdır. Bir kişiyi mahrem bir anında gizlice görüntülemek veya sesini kaydetmek, henüz paylaşım olmasa bile suçun daha ağır biçimde işlendiği iddiasına dayanak yapılabilir. Güncel düzenlemede, kayda alma halinde verilecek cezanın bir kat artırıldığı kabul edilir.
2.3. Özel hayata ilişkin görüntü veya sesleri ifşa (TCK 134/2)
TCK 134/2, “ifşa”yı ayrıca ve daha ağır cezayla düzenler. İfşa; görüntü veya sesin yalnızca var olması değil, başkalarının erişimine açılmasıdır. Bir videoyu Telegram grubuna atmak, Instagram’da story olarak paylaşmak, bir linkle buluta yükleyip dağıtmak, WhatsApp’ta “durum” kısmında yayınlamak, bir mesaj içeriğini tweet olarak paylaşmak veya bir ses kaydını YouTube’a yüklemek ifşa tartışmasını doğurur. Madde, ifşanın basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunacağını belirtir. İnternet ve sosyal medya paylaşımları, pratikte ‘yayın’ etkisi yarattığından, 134/2’nin en çok bu alanda uygulandığı görülür.
3. SOSYAL MEDYADA “ÖZEL HAYAT” SINIRI: RIZA, KAPSAM VE KAMUSALLAŞMA
Sosyal medya platformları, “kendi rızanla paylaştın” argümanını hukuken cazip hale getirir. Oysa rızanın kapsamı, amacı ve geri alınması, ceza hukuku açısından kritik ayrımlara yol açar. Rıza, her zaman sınırsız bir ‘serbest dolaşım izni’ anlamına gelmez; çoğu kez belirli kişilerle, belirli bir süreyle ve belirli bir bağlamla sınırlıdır.
3.1. Kapalı hesap, yakın arkadaş listesi, grup sohbeti: “sınırlı paylaşım”ın hukuki anlamı
Bir içerik “yakın arkadaşlar” listesine atıldığında veya kapalı grupta paylaşıldığında kişi, içeriğin belirli bir kitleyle sınırlı kalacağını varsayar. Bu varsayım, özel hayatın gizliliği değerlendirmesinde önemlidir. Kişi herkesin erişimine açık bir paylaşım yapmamışsa, içeriğin serbestçe dolaşıma girmesine rıza gösterdiği söylenemez. Bu nedenle yakın arkadaş story’sinin ekran görüntüsünü alıp herkese açık şekilde paylaşmak, içerik mahrem alanla ilgiliyse çoğu olayda 134/2 kapsamında ifşa olarak tartışılabilir. Buna karşılık tamamen herkese açık bir profilde paylaşılan görüntünün ‘özel hayat’ niteliği, içeriğin mahremiyet derecesine göre yeniden değerlendirilir; her herkese açık paylaşım otomatik olarak özel hayat korumasını ortadan kaldırmaz.
3.2. Ekran görüntüsü (screenshot) meselesi: kaydetmek mi, ifşa etmek mi?
Ekran görüntüsü almak teknik olarak bir ‘kayıt’ oluşturur. Ancak ceza hukuku değerlendirmesi iki ayrı hat üzerinden yürür. Birincisi; ekran görüntüsü alınan içerik ‘haberleşme’ (TCK 132) kapsamında mı, ‘özel hayat’ (TCK 134) kapsamında mı? İkincisi; ekran görüntüsünün amacı ve kullanım biçimi nedir? Yalnızca muhafaza edilip yetkili makama sunulması ile sosyal medyada “deşifre” amacıyla yayınlanması aynı kefeye konulmaz. Uygulamada iki kişi arasındaki mesajlaşma içerikleri çoğu kez TCK 132 kapsamında tartışılır; buna rağmen içerik özel yaşamın mahrem alanını doğrudan ilgilendiriyorsa TCK 134’ün de gündeme gelmesi mümkündür. Her iki ihtimalde de belirleyici olan nokta, içeriğin başkalarına açıklanmasıdır: Mesajların ekran görüntüsünü X/Twitter, Instagram veya TikTok üzerinden yayımlamak, çoğu olayda ifşa etkisi doğurur.
3.3. Ayrılık sonrası fotoğraf/video paylaşımı: rıza sınırı ve ‘amaç dışı kullanım’
Sosyal medyada sık görülen senaryolardan biri, ilişki döneminde çekilmiş fotoğrafların ayrılık sonrası kaldırılmaması veya yeniden paylaşılmasıdır. Bu konuda Yargıtay uygulaması, olayın özelliklerine göre farklı suç tiplerine işaret edebilir. Örneğin Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 13.09.2017 tarihli kararında; tarafların ilişki döneminde birlikte çektirdikleri ve günlük kıyafetlerle görüldükleri fotoğrafların, mağdurun rızasıyla Facebook’ta paylaşılmış olmasının ‘özel hayatın gizliliğini ihlal’ (TCK 134) suçunu otomatik olarak doğurmadığı, fotoğrafların özel yaşam alanına ilişkin ve gizliliği ihlal edecek nitelikte kabul edilemeyeceği; buna karşılık rızaya aykırı şekilde paylaşımın sürdürülmesinin somut olayda TCK 136 (kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme/yayma) bakımından değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Bu yaklaşım, sosyal medya pratiğinde şu uyarıyı doğurur: ‘Her rahatsız edici paylaşım mutlaka TCK 134 değildir.’ İçeriğin mahremiyet derecesi, paylaşımın ilk yapıldığı zaman, mağdurun rızasının kapsamı ve paylaşımın sürdürülme amacı (örneğin hedef gösterme/itibar zedeleme) doğru nitelendirmeyi etkiler. Dolayısıyla bazı olaylarda TCK 136, TCK 125 (hakaret), TCK 107 (şantaj) veya kişilik haklarına saldırıya ilişkin hukuk yolları daha isabetli olabilir.
3.4. Mahrem görüntülerin yayılması: ifşa suçu ve olası içtimalar
Mahrem görüntülerin (örneğin çıplaklık içeren veya cinsel yaşamın gizli alanına ilişkin görüntüler) mağdurun rızası dışında sosyal medyada yayılması, TCK 134/2’nin en tipik uygulama alanıdır. Bu tür paylaşımlar çoğu kez çoklu suç ihtimalini doğurur: Paylaşım tehditle desteklenmişse TCK 106 (tehdit), menfaat temini amacıyla yapılmışsa TCK 107 (şantaj), kişisel veri niteliğindeki bilgiler (adres, telefon, kimlik bilgisi) de yayımlanmışsa TCK 136, içerik müstehcenlik sınırını aşıyorsa TCK 226, mağdurun huzur ve sükûnunu bozma veya ısrarlı takip niteliği varsa ilgili suç tipleri gündeme gelebilir. Bu nedenle uygulamada içtima (bir fiille birden fazla suç oluşması) tartışması sıkça yapılır.
3.5. Deepfake, filtreler ve yapay zekâ ile ‘gerçek gibi’ ifşa
Son yıllarda yapay zekâ araçlarıyla üretilen deepfake içerikler, özel hayatın gizliliği tartışmasını yeni bir boyuta taşıdı. Deepfake içerik, gerçekte hiç yaşanmamış bir mahrem görüntüyü ‘yaşanmış gibi’ gösterebilir ve mağdur üzerinde çok ağır sonuçlar doğurabilir. TCK 134, doğrudan ‘özel hayata ilişkin görüntü veya ses’ ifşasını hedeflediği için, deepfake vakalarında uygulanabilirlik tartışması, içeriğin hangi verilerden üretildiğine ve mağdurun mahrem alanıyla bağının nasıl kurulduğuna göre değişebilir. Gerçek görüntülerden türetilen veya gerçek sesin taklit edilmesiyle oluşturulan içeriklerde farklı suç tipleri (hakaret, kişisel veriler, şantaj vb.) ile birlikte değerlendirme gündeme gelebilir. Bu başlık, somut olay analizinin önemini özellikle artırır.
4. SUÇUN UNSURLARI:
4.1. Maddi unsur: hareket, konu ve ‘erişim alanı’
TCK 134’te suçun konusu, özel hayata ilişkin görüntü veya ses ya da daha genel anlamda özel yaşam alanıdır. İhlal suçunda (134/1) özel yaşam alanına müdahale yeterliyken; ifşa suçunda (134/2) görüntü veya sesin başkalarının bilgisine sunulması gerekir. İfşa için mutlaka ‘herkese açık’ paylaşım şart değildir; kapalı gruba gönderme de mağdurun kontrolü dışına çıkarma etkisi yaratıyorsa ifşa tartışmasına konu olabilir. Öte yandan yalnızca kişinin kendi arşivinde tutması ifşa unsurunu karşılamaz; fakat kayda alma suretiyle ihlal hükmü nedeniyle 134/1 bakımından sorumluluk doğurabilir.
4.2. Manevi unsur: kast ve sosyal medya refleksi
TCK 134 kasten işlenebilen bir suç tipidir. Sosyal medya ortamında “yanlışlıkla paylaştım” savunması sık görülür; ancak kastın varlığı, olayın tüm koşullarıyla değerlendirilir. Bir içeriği seçip paylaşma, etiketleme, başkalarını dahil etme, tekrar paylaşma (repost/retweet), yorumla birlikte yayma gibi adımlar çoğu kez bilinçli davranış örüntüsü oluşturur. Buna karşılık otomatik senkronizasyon, hesap ele geçirilmesi veya teknik hata iddiası somut delillerle destekleniyorsa kast tartışmasını etkileyebilir. Bu nedenle sosyal medya soruşturmalarında platform kayıtları, cihaz incelemesi ve zaman çizelgesi önem kazanır.
4.3. Hukuka aykırılık: rıza ve ‘ölçülülük’
Ceza hukukunda rıza, hukuka uygunluk sebebi olarak önemli bir yer tutar; ancak iki kritik sınır vardır. Birincisi rızanın kapsamıdır: Kişi bir fotoğrafın yalnızca iki kişi arasında kalması için rıza göstermiş olabilir; bu rıza kamuya açık paylaşımı kapsamaz. İkincisi rızanın bağlamıdır: Aynı görüntünün, ilişki döneminde ‘mutlu anı’ olarak paylaşılması ile ayrılık sonrası ‘teşhir/hedef gösterme’ amacıyla paylaşılması aynı hukuki değerlendirmeye tabi değildir. Ayrıca rızanın geri alınması, her olayda otomatik suç doğurmasa da hukuka aykırılık değerlendirmesinde dikkate alınır.
4.4. Hakkın kullanılması ve kendini koruma amacıyla kayıt: ince bir çizgi
Uygulamada sık görülen bir diğer tartışma, kişinin kendisini korumak veya bir hukuki sürece delil sunmak amacıyla ses kaydı almasıdır. Bazı somut olaylarda, kişinin başka türlü ispat imkânı bulunmaması ve ağır bir haksız saldırı altında kalması gibi şartlarda ‘hakkın kullanılması’ veya ‘meşru savunma/zaruret’ bağlamında hukuka uygunluk tartışmaları yapılabilmektedir. Bununla birlikte, bu tür kayıtların sosyal medyada yayınlanması genellikle hakkın kullanılması sınırını aşar. Delili yetkili mercilere sunmak ile kamuya ifşa etmek arasındaki fark, özellikle TCK 134/2 bakımından belirleyicidir.
5. NİTELİKLİ HALLER VE CEZA ARTIRIMI: TCK 137 BAĞLANTISI
TCK 134’te kayda alma suretiyle ihlal hali zaten özel bir ağırlaştırma sebebidir (134/1 c.2). Bunun yanında, ‘Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar’ bölümündeki suçlar bakımından TCK 137’de yer alan nitelikli haller de gündeme gelebilir. Kamu görevlisinin görevinin sağladığı yetkiyi kötüye kullanarak veya belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanarak bu suçları işlemesi halinde ceza artırımı söz konusu olur. Sosyal medya bağlamında; örneğin bir sağlık çalışanının görev nedeniyle eriştiği görüntüleri paylaşması, bir bilişim çalışanının sistem erişimini kötüye kullanarak özel içerik elde etmesi veya bir eğitim kurumunda görevli kişinin öğrenciye ait görüntüleri izinsiz yayması gibi senaryolar TCK 137 çerçevesinde daha ağır değerlendirilebilir.
6. TEŞEBBÜS, İŞTİRAK VE İÇTİMA: ‘TEK TUŞ’UN ÇOKLU SONUCU
6.1. Teşebbüs
İfşa suçunda teşebbüs, çoğu kez yükleme (upload) sürecinde ortaya çıkar. İçerik paylaşım ekranına konulmuş, ancak yayınlanmadan önce engellenmiş veya kişi son anda vazgeçmiş olabilir. Bu durumda, paylaşımın fiilen erişilebilir hale gelip gelmediği önem taşır. Bazı platformlarda “hikâye” birkaç saniye açık kalıp silinse bile, bu süre içinde başkalarının erişimi mümkün olmuşsa tamamlanmış suç tartışması gündeme gelebilir. Somut olayda erişim logları ve tanık anlatımları kritik hale gelir.
6.2. İştirak
Sosyal medya paylaşımları çoğu zaman kolektif bir eyleme dönüşür: Biri içeriği sağlar, diğeri paylaşır, bir başkası yaygınlaştırır. İçeriği bilerek temin eden, paylaşım için teknik destek sağlayan veya hedef kitleye yaymak için organize eden kişiler bakımından iştirak hükümleri (azmettirme, yardım etme, birlikte faillik) tartışılabilir. “Grup yöneticisi”nin rolü de önemlidir: Yönetici, ihlali bizzat gerçekleştirmese bile, içeriklerin yayılmasını bilerek kolaylaştırmışsa somut olayda sorumluluğu gündeme gelebilir.
6.3. İçtima ve doğru nitelendirme
Bir fiille birden fazla suç oluştuğunda fikri içtima (TCK 44) gündeme gelebilir; birden fazla paylaşımın aynı mağdura karşı farklı zamanlarda yapılması ise zincirleme suç (TCK 43) tartışmasını doğurabilir. Özellikle aynı görüntünün farklı platformlarda tekrar tekrar paylaşılması veya aynı içerik üzerinden mağdurun sürekli hedef gösterilmesi, zincirleme suç bakımından değerlendirilebilir. Ayrıca bazı olaylarda TCK 134 yerine TCK 136’nın uygulanması gerekebileceği, Yargıtay kararlarında da görülebilmektedir. Bu nedenle ‘etiket’ değil ‘unsur’ üzerinden değerlendirme yapılması gerekir.
7. SORUŞTURMA-KOVUŞTURMA, ŞİKAYET VE UZLAŞTIRMA
7.1. Şikayet koşulu ve süre
TCK 134, kural olarak şikayete bağlı suçlar arasında değerlendirilir. Bu durum, mağdurun şikayeti olmadan soruşturmanın başlamaması veya sürdürülmemesi sonucunu doğurabilir. Şikayet süresi bakımından genel kural; fiil ve failin öğrenilmesinden itibaren altı ay içinde şikayet hakkının kullanılmasıdır (TCK 73). Sosyal medya olaylarında ‘öğrenme tarihi’ tartışmalı olabilir: İçeriğin yayınlandığı tarih mi, mağdurun gördüğü tarih mi, yoksa içerik kaldırılmış olsa bile son erişim tarihi mi? Bu soruların yanıtı, delil listesi ve teknik tespitlere göre somut olayda belirlenir.
7.2. Uzlaştırma
Uzlaştırma, bazı suçlarda onarıcı adalet yaklaşımıyla öngörülmüş bir kurumdur. Adalet Bakanlığı Alternatif Çözümler Daire Başkanlığı’nın yayımladığı uzlaştırma kapsamına giren suç listesinde TCK 134/1 ve 134/2’nin de yer aldığı görülmektedir. Uzlaştırmanın uygun olup olmadığı ve hangi şartlarla yürütüleceği somut olayın niteliğine göre değişir. Özellikle mahrem içerik ifşası gibi olaylarda mağdurun ikincil mağduriyet yaşamaması, içeriklerin kalıcı biçimde kaldırılması, yeniden paylaşmama taahhüdü, temas/iletişim kısıtı ve tazmin/onarım tedbirleri gibi başlıklar dikkatle ele alınmalıdır.
7.3. Sosyal medya soruşturmalarında delil listesi:
Dijital içerikler kısa sürede silinebilir, hesaplar kapanabilir, linkler değişebilir. Bu nedenle mağdur açısından hızlı ve düzenli hareket etmek önem taşır. Uygulamada çoğu zaman şu unsurlar delil listesinde yer alır:
-
İçeriğin URL’si, kullanıcı adı, paylaşım tarihi/saatine ilişkin kayıt,
-
Ekran görüntüleri (mümkünse tarih/saat görünür),
-
Video/ses kaydının meta verileri ve indirme linkleri,
-
Platform içi şikayet/raporlama kayıtları,
-
Tanık beyanları (içeriği gören kişiler),
-
Gerekirse noter tespiti veya bilirkişi incelemesine elverişli materyal.
Buradaki amaç; doğrulanabilir, izlenebilir ve zinciri kopmamış bir delil listesi oluşturmaktır.
8. CEZA HUKUKU DIŞINDA KORUMA: 5651, İÇERİK KALDIRMA, ERİŞİM ENGELİ VE TAZMİNAT
TCK 134 kapsamında ceza soruşturması yürütülürken, mağdurun en acil ihtiyacı çoğu zaman içeriğin yayılmasının durdurulmasıdır. Bu noktada 5651 sayılı Kanun’daki mekanizmalar devreye girebilir. BTK’nın bilgilendirmelerine göre, internet ortamındaki yayın nedeniyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğini iddia eden kişiler, 5651 sayılı Kanun’un 9/A maddesi kapsamında Kuruma başvurarak erişimin engellenmesi tedbirini isteyebilir.
Ceza sorumluluğundan bağımsız olarak, Türk Medeni Kanunu’nun 24-25. maddeleri ve Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi çerçevesinde kişilik haklarına saldırının önlenmesi, durdurulması, tespiti ve maddi/manevi tazminat talepleri de gündeme gelebilir. Sosyal medyada “kalıcı iz” etkisi bulunduğundan, tazminat değerlendirmesinde ihlalin yaygınlığı, erişim alanı, içeriğin mahremiyet derecesi ve mağdur üzerindeki etkiler önem kazanır. Ayrıca KVKK (6698) kapsamında kişisel verilerin hukuka aykırı işlenmesi iddiaları da bazı vakalarda paralel şekilde tartışılabilir.
9.SONUÇ
TCK 134, sosyal medya çağında mahremiyetin ceza hukuku zırhını oluşturan temel düzenlemedir. Ancak uygulaması, her olayı otomatik biçimde suç sayan bir refleksle değil; özel hayat alanının niteliği, rızanın kapsamı, paylaşımın erişim alanı ve hukuka aykırılık kriterleriyle yapılmalıdır. İhlal (134/1) ile ifşa (134/2) ayrımı, sosyal medya senaryolarında doğru nitelendirme için anahtardır. Bazı olaylarda TCK 136 (kişisel veriler), TCK 132 (haberleşme) veya diğer suç tipleri daha isabetli olabilir. Bu nedenle olayın değerlendirilmesinde içerik, amaç ve yayılma biçimi birlikte analiz edilmeli; gerek ceza soruşturması gerekse içerik kaldırma/erişim engeli ve tazminat yolları birlikte düşünülmelidir.
*Sadece bilgilendirme amacındadır; somut olaya göre hukuki süreç değerlendirilmelidir. Her somut uyuşmazlık, tarafların sıfatı, işlem ve eylemlerin niteliği, delillerin kapsamı ve olayın gerçekleşme koşulları dikkate alınarak kendi özelinde değerlendirilir. Bu nedenle metinde yer verilen örnek senaryolar, yalnızca açıklayıcı mahiyette olup genel kural veya kesin bir sonuca dayanak teşkil etmez; her olay bakımından ayrıca hukuk
Avukat&Arabulucu
Behman Doğuhan BAYAT
