ZİYNET EŞYASININ İADESİ (ZİYNET ALACAĞI):
Giriş
Ziynet eşyası (altın, bilezik, yüzük, kolye, küpe gibi takılar ve kimi dosyalarda çeyrek/yarım/tam altın ile bilezik grupları), özellikle düğün merasimlerinde “takı” olarak verilen ekonomik değerler sebebiyle aile hukuku uyuşmazlıklarının en sık tekrar eden başlıklarından biridir. Boşanma veya fiilî ayrılık sonrasında taraflar arasında ortaya çıkan çekişmenin önemli bir kısmı, ziynetlerin kimde kaldığı, rıza ile bozdurulup bozdurulmadığı, hangi kalemlerin gerçekten mevcut olduğu ve iade mümkün değilse bedelin hangi tarihe göre belirlenmesi gerektiği sorularında düğümlenir. Uygulamada “ziynet alacağı” olarak anılan bu talepler, görünürde basit bir iade davası gibi dursa da ispat kuralları, delil listesi planlaması, görev–yetki, faiz ve değerleme gibi teknik ayrıntılar nedeniyle doğru kurgulanmadığında sonuç alınmasını zorlaştırabilir. Türk hukukunda ziynet eşyasının aidiyeti ve iadesi meselesi tek bir kanun maddesinde “tek cümle” ile çözümlenmiş değildir.
Ancak Türk Medeni Kanunu’nun mal rejimi ve kişisel mal kavramı (TMK m.218 vd., m.220), Borçlar Kanunu’nun haksız zenginleşme ve iade ilkeleri (TBK m.77 vd.) ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ispat ve delil rejimi (HMK m.190 vd.) birlikte değerlendirildiğinde, ziynet taleplerinin hukuki çerçevesi netleşir. Yargıtay’ın uzun yıllara yayılan kararlarında da, düğünde kadına takılan ziynetlerin kural olarak kadının kişisel malı sayıldığı ve iade talebine konu edilebildiği yönünde istikrarlı bir yaklaşım görülür. Ne var ki her dosyada kural aynı biçimde işlemez; ziynetlerin kim tarafından, hangi amaçla, hangi tarihte ve hangi koşullarda bozdurulduğu veya devredildiği gibi olgular, sonuca doğrudan etki eder. Bu makalede ziynet eşyasının hukuki niteliği, iade talebinin dayanakları, ispat yükü, delil listesi, görevli ve yetkili mahkeme, zamanaşımı, faiz ve değerleme ölçütleri ile uygulamada sık karşılaşılan hatalar; ölçülü ve bilgilendirici bir üslupla ele alınacaktır. Amaç, ziynet eşyası ihtilaflarında “ne istenir, nasıl ispatlanır, hangi süreç izlenir” sorularına sistematik bir yanıt sunmaktır.
Anahtar kelimeler: ziynet eşyası, boşanma, mehir, altın, ziynet alacağı, düğün takıları, kişisel mal (TMK 220), edinilmiş mal (TMK 219), haksız zenginleşme (TBK 77), iade, bedel talebi, ispat yükü (HMK 190), delil listesi, düğün videosu, tanık, ihtiyati tedbir, zamanaşımı, faiz, görev ve yetki
1. Ziynet Eşyası Kavramı ve Uyuşmazlığın Tipik Görünümü
Ziynet eşyası, günlük dilde “takı” olarak anılan; ekonomik değeri olan ve kolay taşınabilen (menkul) nitelikteki kıymetli eşyalardır. Uygulamada ziynet uyuşmazlıkları çoğunlukla düğünde takılan altınların (bilezik, zincir, küpe, yüzük, Cumhuriyet altını vb.) kimde kaldığı üzerinden doğar. Taraflar genellikle şu üç iddia etrafında konumlanır: (i) ziynetler davalı eşte veya ailesinde kaldı ve iade edilmedi, (ii) ziynetler birlikte/evlilik ihtiyaçları için bozduruldu ve bu bozdurma rıza ile yapıldı, (iii) ziynetler hiç var olmadı veya iddia edilen miktar gerçek dışıdır. Bu nedenle mahkemenin çözmesi gereken temel mesele, önce ziynetlerin varlığı ve kapsamıdır; sonra da bu ziynetlerin davalı tarafta kaldığı ya da rıza dışı şekilde elden çıkarıldığı olgusudur. Ziynet alacağı davası kimi zaman boşanma davasıyla birlikte (birleşen talepler şeklinde) ileri sürülür, kimi zaman ise boşanmanın kesinleşmesinden sonra bağımsız dava olarak açılır. Uygulamada, boşanma dosyası içinde ziynet talebi bulunsa bile, yargılamanın uzamasını önlemek için mahkeme ziynet yönünden tefrik (ayırma) kararı verebilir; bu da süreç planlamasının baştan yapılmasını gerektirir. Ayrıca ziynetlerin “iade” şeklinde mi yoksa “bedel” şeklinde mi istenmesi gerektiği, talebin sonucunu ve faiz başlangıcını etkileyebilir.
2. Ziynetlerin Aidiyeti: Kime Aittir, Hangi Varsayımlar İşler?
Ziynet eşyası tartışmalarında ilk sorulan soru, takıların kime ait olduğudur. Yargı uygulamasında genel yaklaşım, düğün sırasında kadına takılan ziynetlerin kural olarak kadına ait olduğu ve kadının kişisel malı niteliğinde değerlendirilebileceği yönündedir. Bu yaklaşımın arka planında iki temel düşünce bulunur: (i) ziynetler çoğunlukla kadına ‘bağış’ niteliğinde verilir ve kişisel mülkiyete konu olur, (ii) ziynetler, evlilik birliğinin giderlerini karşılama amacıyla değil, çoğu kez doğrudan eşe yönelik bir hediye olarak takılır. Bu nedenle, ziynetlerin evlilik içi ortak harcamalar için otomatik olarak ‘ortak mal’ sayılması doğru değildir. Bununla birlikte her takının otomatik biçimde kadına ait olduğu şeklinde mutlak bir kuraldan söz etmek de mümkün değildir. Örneğin erkeğe takılan bazı ziynetler veya açıkça erkeğe hediye edildiği anlaşılan kalemler bakımından aidiyet farklılaşabilir. Yine takı merasiminde takının kime takıldığı, takıların sunum biçimi, yerel örf–adet ve tarafların somut beyanları dikkate alınır. Uyuşmazlığın çözümünde, ‘kimin üzerine takıldı’ olgusu çoğu zaman pratik bir ölçüt sağlar. Ancak bu ölçüt, dosya içeriğine göre değişebilir; mahkeme, tanık anlatımları ve görsel kayıtlarla takıların kime verildiğini belirlemeye çalışır.
3. Ziynet Eşyasının İadesi Talebinin Hukuki Dayanakları
Ziynet talebinin hukuki dayanağı dosyanın kurgu biçimine göre farklı temellere oturabilir. Uygulamada en sık karşılaşılan yaklaşım, ziynetlerin mülkiyetinin davacıya ait olduğu kabul edilerek, davalının ziynetleri elinde tutmasının iade borcu doğurduğu ve iade mümkün değilse bedelinin istenebileceği yönündedir. Bu çerçevede dava, ziynet eşyasının aynen iadesi veya mümkün değilse bedelinin tahsili şeklinde açılır. Ziynetlerin aynen iadesi, menkul mülkiyetine dayalı bir iade istemi gibi görünse de, ziynetlerin bozdurulması veya üçüncü kişilere devredilmesi sık olduğu için çoğu dosya bedel talebine döner. Ziynetlerin bedel olarak istenmesi halinde haksız zenginleşme hükümlerine (TBK m.77 vd.) veya sebepsiz zenginleşme benzeri iade ilkelerine başvurulduğu görülür. Hangi hukuki nitelendirme yapılırsa yapılsın, mahkemenin odaklandığı ana soru şudur: Davalının, davacıya ait bir değeri haklı bir sebep olmaksızın elinde bulundurması veya davacının rızası olmaksızın elden çıkarması söz konusu mudur? Mal rejimi tasfiyesi ile ziynet alacağı arasındaki ayrımı da net tutmak gerekir. Mal rejimi tasfiyesi, edinilmiş mallara katılma rejimi kapsamında artık değer, katılma alacağı ve denkleştirme gibi hesaplarla yürür (TMK m.218 vd.). Ziynetler ise kural olarak kişisel mal olarak görülür ve mal rejimi hesabına doğrudan dahil edilmez. Bu nedenle ‘ziynet alacağı’ çoğu zaman mal rejimi davasının değil, ayrı bir alacak/iade davasının konusudur. Uygulamada bu iki alanın karıştırılması, taleplerin reddine veya gereksiz usuli tartışmalara yol açabilir.
4. Talebin Kapsamı: Aynen İade mi, Bedel mi? Değerleme Hangi Tarihe Göre?
Ziynet talebi, dava dilekçesinde açık biçimde kurulmalıdır: ziynetlerin aynen iadesi isteniyorsa kalem kalem gösterilmesi, aynen iade mümkün değilse bedel talebinin alternatif (terditli) biçimde belirtilmesi gerekir. Terditli talep, pratikte önemlidir; zira mahkeme, ziynetlerin mevcut olmadığını tespit ederse aynen iade kararı veremez, ancak bedel yönünden karar kurabilir. Bu nedenle ‘aynen iade, mümkün değilse bedeli’ şeklinde net bir talep kurgusu, uyuşmazlığın çözümünü kolaylaştırır. Bedel belirlemesinde tartışmalı noktalardan biri, hangi tarihteki rayiç değerin esas alınacağıdır. Ziynetler piyasa değeri dalgalanabilen varlıklardır; altın fiyatlarındaki değişim, dava değeri ve hükmedilecek miktarı önemli ölçüde etkiler. Uygulamada mahkemeler, bilirkişi incelemesiyle ziynetlerin niteliğini ve ağırlığını belirleyerek, belirli bir tarih itibarıyla rayiç bedel hesabı yaptırır. Hangi tarihin esas alınacağı (dava tarihi, bozdurma tarihi, karar tarihi gibi) somut dosyaya göre tartışılabilir. Bu nedenle dava açılırken “değerleme ölçütü” ve “faiz” talepleri birlikte düşünülmelidir. Faiz yönünden de benzer bir hassasiyet vardır. Davacı, ziynetlerin iadesi istenen bir alacak olduğunu ileri sürüyorsa, temerrüt tarihi, ihtar veya dava tarihi gibi kriterlere göre faiz başlangıcı tartışılır. Uygulamada çoğu dosyada faiz başlangıcı olarak dava tarihi kabul edilse de, taraflar arasında daha önce açık bir iade talebi ve temerrüt oluşturacak bir ihtar varsa, bu tarih değerlendirilebilir. Faiz türü bakımından ise genel kural yasal faizdir; ancak somut olayın niteliğine göre farklı değerlendirmeler gündeme gelebilir.
5. İspat Yükü ve Delil Listesi:
Ziynet eşyasının iadesi davalarında en kritik başlık ispat yüküdür. HMK m.190 uyarınca, taraflar dayandıkları vakıaları ispatla yükümlüdür. Ziynet davalarında davacı, kural olarak şu üç temel olguyu ispatlamaya yönelir: (i) ziynetlerin varlığı ve kapsamı, (ii) ziynetlerin kendisine ait olduğu (çoğu dosyada düğünde kendisine takıldığı), (iii) ziynetlerin davalı tarafta kaldığı veya davacının rızası dışında bozdurulduğu/elden çıkarıldığı. Davalı ise çoğunlukla ‘ziynetler davacıda kaldı’ veya ‘bozdurma rıza ile ve evlilik ihtiyaçları için yapıldı’ savunmalarıyla ispat alanını farklı bir yöne çeker. Delil listesi hazırlanırken amaç, sadece çok sayıda delil sunmak değil, deliller arasında tutarlı bir ispat zinciri kurmaktır. Uygulamada en sık kullanılan deliller şunlardır: düğün videosu ve fotoğraflar (takıların tür ve miktarını gösteren kayıtlar), tanık beyanları (takı merasimine katılanlar, aile büyükleri, yakın çevre), kuyumcu faturaları veya satış/bozdurma fişleri, banka dekontları (altın bozdurma bedelinin hesaba yatması gibi), mesajlaşmalar (ziynetlerin bozdurulmasına ilişkin konuşmalar), kolluk tutanakları (evden ayrılma, eşyaların alınması), gerektiğinde keşif ve bilirkişi incelemesi. Düğün videosu/fotoğraflar, ziynet davalarında ‘varlık ve kapsam’ ispatı açısından çok güçlüdür; çünkü takıların türü ve sayısı görsel olarak ortaya konulabilir. Ancak görüntülerin netliği, takıların okunabilirliği ve takıların kime takıldığı gibi hususlar önemlidir. Tanık delilinde ise tanığın duyuma dayalı anlatımı ile bizzat gördüğü olaylar ayrıştırılmalıdır. ‘Duydum ki çok altın takılmış’ türü anlatımlar zayıf kalabilir; ‘şu bilezikleri gördüm, kime takıldığını izledim’ gibi somut anlatımlar daha etkilidir. Bilirkişi incelemesi çoğu dosyada kaçınılmazdır. Bilirkişi, görüntüler üzerinden takıların türünü, bileziklerin gramajını ve piyasa rayicini belirlemeye çalışır. Bu noktada dosyaya sunulan görüntünün kalitesi ve takıların tek tek seçilebilir olması önemlidir. Bazı dosyalarda, takıların gramajı net tespit edilemediğinde mahkeme, örf ve adet veya piyasadaki standart bilezik türleri üzerinden yaklaşık değerlendirmelere gidebilir; bu da sonuca etki eder. Bu nedenle delil listesi ve görsel materyal, dava stratejisinin merkezinde yer almalıdır.
6. Ziynetlerin Bozdurulması ve ‘Rıza’ Savunması: En Sık Çekişme Noktası
Ziynet davalarında davalı tarafın en yaygın savunmalarından biri, ziynetlerin evlilik birliği ihtiyaçları için bozdurulduğu ve bunun davacının rızasıyla gerçekleştiğidir. Bu savunma, mahkemeyi iki aşamalı bir değerlendirmeye götürür: (i) ziynetler gerçekten bozduruldu mu; (ii) bozdurma işlemi davacının serbest iradesiyle mi yapıldı, yoksa fiili baskı/kuvvetli yönlendirme altında mı gerçekleşti? Rıza iddiasının değerlendirilmesinde dosyanın bütününe bakılır. Örneğin ziynetlerin bozdurulduktan sonra evlilik için zorunlu bir harcamaya (konut kirası, sağlık gideri, borç ödeme gibi) yöneltildiği kanıtlanıyorsa ve davacı bu süreçte onay vermiş görünüyorsa, mahkeme bu olguyu dikkate alabilir. Buna karşılık ziynetlerin bozdurulmasına dair açık rıza bulunmadığı, davacının evden ayrılırken ziynetleri alamadığı veya ziynetlerin davalı aile yanında tutulduğu anlaşılırsa, rıza savunması zayıflar. Uygulamada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Evlilik içinde ziynetlerin bozdurulması her zaman ‘hak kaybı’ doğurmaz. Rıza, somut ve açık biçimde ispatlanmalıdır. ‘Evlilik içinde yaşadıklarına göre rızası vardı’ türü genel kabuller yeterli değildir. Bu nedenle tarafların yazışmaları, bozdurma fişleri, para transferleri ve harcama belgeleri gibi somut veriler, rıza tartışmasında belirleyici hale gelir.
7. Dava Açma Zamanı: Boşanma Dosyasıyla Birlikte mi, Sonradan mı?
Ziynet eşyasının iadesi talebi, boşanma davasıyla birlikte ileri sürülebilir. Bu durumda aynı yargılama içinde hem boşanma sebebi ve fer’î talepler hem de ziynet alacağı tartışılır. Avantajı, taraflar arasındaki uyuşmazlıkların tek seferde ele alınabilmesidir. Dezavantajı ise, ziynet yönünden yapılacak bilirkişi incelemesi ve delil değerlendirmesinin boşanma dosyasını uzatabilmesidir. Bu nedenle bazı mahkemeler, ziynet taleplerini tefrik ederek ayrı esasa kaydedebilir. Ziynet talebinin boşanma kesinleştikten sonra bağımsız dava olarak açılması da mümkündür. Bu yol, boşanmanın hızla sonuçlanmasını sağlayabilir; ziynet davası ise daha sonra kendi delil ve bilirkişi süreçleriyle ilerler. Ancak bağımsız dava açıldığında zamanaşımı ve delillerin muhafazası gibi riskler ortaya çıkabilir. Özellikle düğün video kayıtlarının kaybolması, tanıkların somut hatırlamasının zayıflaması ve ziynetlerin elden çıkarılması gibi olgular, zaman geçtikçe davacı aleyhine sonuç doğurabilir. Bu nedenle dosya stratejisinde zamanlama, somut olayın özelliklerine göre belirlenmelidir.
8. Görevli ve Yetkili Mahkeme, Yargılama Usulü ve Harç
Ziynet eşyasının iadesi davalarında görevli mahkemenin belirlenmesi, talebin boşanma davasıyla bağlantısına ve uyuşmazlığın niteliğine göre tartışılabilir. Uygulamada çoğunlukla aile mahkemelerinde görülmekle birlikte, bazı durumlarda genel görevli mahkeme tartışmaları da gündeme gelebilir. Bu nedenle dava açılırken talebin evlilik birliği ve tarafların sıfatıyla bağlantısı, uyuşmazlığın aile hukukundan kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve talebin boşanma dosyasıyla birlikte ileri sürülüp sürülmediği değerlendirilmelidir. Yetki bakımından, davalının yerleşim yeri kuralı yanında, aile hukuku bağlamındaki yetki kuralları ve HMK’daki genel yetki ölçütleri birlikte düşünülür. Uygulamada ziynet davaları çoğu kez tarafların fiilen yaşadığı yer veya boşanma davasının görüldüğü yer mahkemesinde açılır. Harç ve yargılama giderleri ise talep edilen miktara göre değişir; bedel talebinde dava değeri (talep miktarı) yargılama ekonomisi açısından önem taşır.
9. Geçici Hukuki Koruma: İhtiyati Tedbir, Delil Tespiti ve Güvence
Ziynet davalarında ‘sonradan tahsil edememe’ riski, özellikle ziynetlerin kolay elden çıkarılabilmesi nedeniyle yüksektir. Bu nedenle uygun şartlarda ihtiyati tedbir talebi gündeme gelebilir. Tedbir, doğrudan ziynet eşyasına yönelik olabileceği gibi, bedel alacağı yönünden malvarlığı üzerinde tasarrufu sınırlayan biçimde de talep edilebilir. Tedbir taleplerinde mahkeme, yaklaşık ispat düzeyinde bir kanaat arar; yani kesin ispat beklemez, ancak iddianın ciddi ve makul ölçüde desteklenmesini ister. Delil tespiti de ziynet uyuşmazlıklarında pratik bir araçtır. Özellikle düğün videosu, fotoğraflar, mesajlaşmalar gibi dijital verilerin kaybolma ihtimali bulunan hallerde, delillerin tespit edilmesi ileride doğabilecek ispat sorunlarını azaltabilir. Delil tespiti başvurusu, asıl davadan önce veya dava sırasında yapılabilir. Somut olayın özelliğine göre, bilirkişi marifetiyle görüntülerin incelenmesi ve takıların mümkün olduğunca net biçimde tespit edilmesi yoluna gidilebilir.
10. Uygulamada Sık Karşılaşılan Hatalar
Ziynet davalarında sık görülen hataların başında ‘talebin belirsiz kurulması’ gelir. Sadece “tüm ziynetlerin iadesi” demek, kalemlerin belirlenmesini zorlaştırır. Dava dilekçesinde mümkün olduğunca kalem kalem (bilezik adedi, türü, gramajı, altın türleri, set takılar gibi) açıklama yapılmalı ve aynen iade ile bedel talebi terditli biçimde kurulmalıdır. İkinci önemli hata, delil listesi ile vakıa anlatımı arasındaki kopukluktur. Düğün videosu sunulmuşsa, videonun hangi dakikasında hangi takının göründüğü gibi yönlendirici açıklamalar yapılması bilirkişinin işini kolaylaştırır. Tanıklar bakımından ise ‘kim, neyi, nerede gördü’ sorusu netleştirilmelidir. Sadece yakın akraba tanıklarına dayanmak yerine, düğüne katılan ve olayları bizzat gören farklı kaynaklardan tanık seçimi, dosyanın inandırıcılığını artırabilir. Üçüncü hata, rıza savunmasını hafife almaktır. Ziynetlerin evlilik içinde bozdurulduğu iddiası varsa, bunun hangi harcamaya gittiği, bozdurma bedelinin hangi hesaba yattığı ve davacının bu süreçte ne ölçüde onay verdiği somutlaştırılmalıdır. Davalı taraf da rıza savunmasını soyut cümlelerle değil, bozdurma fişleri, dekontlar, harcama belgeleri ve yazışmalarla desteklemelidir. Dördüncü hata, mal rejimi davası ile ziynet davasını karıştırmaktır. Ziynetler çoğu dosyada kişisel mal kabul edildiğinden, mal rejimi tasfiyesi davasında artık değer hesabına otomatik biçimde dahil edilmez. Ziynet alacağı ayrı bir alacak/iade talebi olarak kurulmalı; mal rejimi davası açılacaksa da her talep kendi hukuki zemini içinde gerekçelendirilmelidir. Son olarak, zamanlama ve delil koruması ihmal edilmemelidir. Düğün video kayıtlarının kaybolması, mesajlaşmaların silinmesi veya tanıkların olayı hatırlamasının zayıflaması, ispatı güçleştirir. Somut olayda risk yüksekse delil tespiti ve uygun tedbir mekanizmaları değerlendirilmelidir.
Sonuç
Ziynet eşyasının iadesi uyuşmazlıkları, aile hukukunun en yaygın ve teknik yönü güçlü alanlarından biridir. Düğünde takılan ziynetlerin kural olarak kadının kişisel malı sayılması, talebin teorik temelini oluşturur; ancak her somut dosyada sonuca giden yol, ziynetlerin varlığı, kapsamı ve kimde kaldığı olgusunun ispat edilmesine bağlıdır. Bu nedenle ziynet davalarında başarı, çoğu zaman delil listesi planlaması, düğün görüntülerinin niteliği, tanıkların somut anlatımları ve bozdurma–rıza tartışmasının belgelerle desteklenmesiyle sağlanır. Talebin aynen iade ve bedel alternatifini içerecek şekilde doğru kurulması, değerleme ve faiz stratejisinin baştan düşünülmesi ve gerekli hallerde delil tespiti ile ihtiyati tedbir mekanizmalarının değerlendirilmesi, uygulamada hata riskini azaltır.
*Sadece bilgilendirme amacındadır; somut olaya göre hukuki süreç değerlendirilmelidir. Her somut uyuşmazlık, tarafların sıfatı, işlem ve eylemlerin niteliği, delillerin kapsamı ve olayın gerçekleşme koşulları dikkate alınarak kendi özelinde değerlendirilir. Bu nedenle metinde yer verilen örnek senaryolar, yalnızca açıklayıcı mahiyette olup genel kural veya kesin bir sonuca dayanak teşkil etmez; her olay bakımından ayrıca hukuki inceleme yapılması gerekir.
Avukat&Arabulucu
Behman Doğuhan BAYAT
